3.Yarışın ardından…Ironman 70.3- 2018 hikayesi

O kadar çok ilk yaşadım ki…

Yazıp buraya bırakıyorum. Hayal ettiğimin ötesinde bir süre ile bitmesi işin kreması ama özü başkaydı. Yarış öncesini geçiyorum..son dakika hazır mıyım diye sorgulayan öğrenci ne hissederse o..

Yüzmeden başlıyorum. En güçsüz yanım..saat sabah 8 e doğru…35 dakikada yüzeceğini beyan eden sıranın en sonundayım. Üçerli alıyorlar… Ve Start… Bir 300 metre nefes nefeseyim, sonra sakinliyorum ve arkadamdan çıkmış olanlar yetiştiği için mucize gibi bir şey yaşamaya başlıyorum. İlk defa yüzerken sağımda solumda insan var. Ayağıma çarpılıyor, yüzüme kulaç geliyor, dubaları birlikte dönüyoruz ve o tek başına denizin ortasında kalmama halini ben ilk defa deneyimliyorum. Tecrübelilerin nefret ettiği şey beni yüzdürüyor. Uzan, çek.. Bak herkeslesin… Sana en iyi dereceni yaptıran şeyin teknik değil, zihin olmasına şaşırmıyorum artık ama bir ders var içinde…Sırf tek başına yapabiliyorsun diye herşeyi tek başına yapmak zorunda değilsin. Destek alınca güzel.Daha hızlı.. Daha kolay… Unutma bunu!

Yüzmeden iyi çıkıp, bisikletimi tek başına görmeyince gülümsüyorum J Son iki yarışım yapayalnızdı. Bak değilsin! Hadi..Bu arada çılgın gibi besleniyorum T1’de çünkü bisiklette ellerimi bırakmak bir konu. O yüzden zaman kaybettim ama sonradan anlayacağım ki gerek yokmuş…

Bisikleti aldım, çıktım ve ilk km’ler..Aaa ne güzel.. Rüzgar, hava durumu..Şans.1.turu nasıl yaptım anlamıyorum bile. Bu arada ellerimi bırakıp jellerimi yediğimi hayretle fark ediyorum. Bu kadar korkusuzca bir ilk.Korkmamak şahane bir his! Her korktuğumda o anı hatırlamak istiyorum. Korku normal. Korktuğunda ne yapacağınsa bir seçim..

Bu arada Expo’dan 2. Tur dönerken last finisher’ı görüyorum. Geçen seneki ben :)  Arkasında motor, otobusler… Yavaşladım, “geçen sene bendim, bu parkur bitecek” diye bağırdım. Sadece gerçekten midediğini duydum.

2. Tur bitmeye yakın, zihnim bulandı, kendini bir yerden sorgulayacak ya, yok diyorum olamaz, saatte bir hata var,bu kadar hızlı gelmiş olamam.İlerde polisler var, saati soruyorum. Saat doğru.Kendime göre o kadar hızlı geldim yani…Kendime inanmadığım bir an gelirse hayatta, o saati sorduğum zamanı hatırlamak istiyorum.

 

Zihin konuşacak, sen susturacaksın! Bence bu işleri bu yüzden yapıyoruz. O kadar hayatın ta kendisi olduğu için…

Bisiklet bitiyor ve tek isteğim keyifle koşmak..21 KM. Keyif filan diyorum ama gözümde büyüyor birden. Dizimde sıkıntım vardı. Ya yine başlarsa…Üstelik parkur çok saçma. Asfalt sıcağında tur atıp duruyoruz. İlk 3-4 zihin savaşları…Sonra diyorum ki, ne bekliyordun? Kolay olmasını mı? Olmayacak! Bilerek mi geldin. Evet. O zaman bir zahmet koşacaksın…

3 yarıştaki en iyi pace’im oldu. Yüzde 30’u antrenmansa, yüzde 70’i zihindi. Bu sefer koşuda kendimi bırakmadım ve yolda çok şey topladım. Bundan sonra yapmak istediklerimi, yapmamak istediklerimi, hayallerimi, nedenlerimi toplaya toplaya koştum…İnsanların çoktan dağılmadığı ve tükenmiş halde olmadığım ilk finishim oldu. O günkü havaya, parkura, koşulsuzca destek aldığım insanlara, güzel bir ekibe, bütün hazırlık sürecimin cefasını çeken, elimi bir kere bırakmayan Özgür’e, aileme, antrenmanım var diye göremediğim dostlarıma, bu yola çıktığımdan beri tanıdığım herkese ve en muhteşem öğrencisi olmasam da bana 3 tane Ironman 70.3 koşturtan Axa’ya koca koca teşekkürler…

Bundan sonra da bir süre dişil enerjiye çekiliyorum :) Yemek yapmak gibi basit şeyler mesela…

Daha çok üretmek, yazmak gibi adımlar. Kas, kuvvet, güç derken içerilere saklanan o tarafı özledim..

Biraz çağırınca gelir biliyorum..Mottosunu sevdiğim :)

 Anything is possible!

 

 

 

IODA Global Zirvesine Geri Sayım

 

Bugun Hürriyet İK aldıysanız, biz varız 

Buyuk emegi olan kocaman bir ekip ve direktorlerimizle son gunler..

👉🏻www.iodaglobalsummit2018.org

Meet the OD World in Turkey
Re-birth of balance.
13-15 September İstanbul

IODA Global OD Summit 2018

Türkiye’nin ilk Uluslararası Organizasyonel Gelişim Zirvesi 13-15 Eylül’de İstanbul’da

Her yıl farklı bir ülkede düzenlenen, bu yıl da ilk defa 20’ye yakın ülkenin katılımıyla İstanbul’da gerçekleşecek olan Türkiye’nin ilk Uluslararası Organizasyonel Gelişim ZirvesiIODA GLOBAL Organizasyonel Gelişim Zirvesi buluşmasına sadece günler kaldı.

Neden?

Dengenin yeniden doğuşu temasıyla;

  • standart, bilindik, alışıldık zirvelerden farklı
  • tüm katılımcılara gerçek bir global deneyim yaşatarak ilham verecek
  • yeni fırsatlar yaratacak
  • gerçek sorunların farklı yöntemlerle masaya yatırılmasını sağlayacak

ve VUCA dünyasında zaman zaman kaybettiğimiz dengeyi iş ve özel yaşamlarımızda nasıl yeniden tasarlarız sorusunun cevabını arayacak bir zirve deneyimini profesyonellerle buluşturmayı amaçlıyoruz.

Kimler Katılacak?

İK, Organizasyonel Gelişim Profesyonelleri, Yöneticiler, Akademisyenler ve Alanında Uzman 20’ye yakın ülkeden katılımcılarımız ile buluşacağız.

Zirve Programı

… değişim ve süreklilik arasındaki uyum

… yönetim ve liderlik

… teknoloji ve insan

… geçmiş ve gelecek

… istek & ihtiyaçlar

… kısaca “sistem” yaklaşımı ile ele aldığımız organizasyonlardaki bütünsel dengeyi 20 ülkenin farklı bakış açıları ile masaya yatıracağız.

Bu linkten programı indirebilirsiniz

Konuşmacılarımız için tıklamanız yeterli…

Kayıt ve Katılım

Aşağıdaki sistem üzerinden kayıt olabilirsiniz.

https://www.biletino.com/event/eventdetail/5406

IODA HAKKINDA; http://www.iodanet.org/

IODA Turkiye’nin hikayesi için: Lütfen tıklayın.

Alışılmışın dışında uluslararası bir zirve deneyimine davetlisiniz… 

Aramızda olmanız dileğiyle

IODA-International Organization Development Association Turkiye

p: +905338161369  e: info@iodaturkey.org

Lead. Grow. Commit. Act.

www.iodanet.org 

 

IODA Uluslararası Organizasyonel Gelişim Zirvesi ilk defa Türkiye’de

Türkiye’nin ilk uluslararası organizasyonel gelişim platformunu kurma yolculuğu bundan tam 3 yıl önce başladı…

Ülkemizde insan kaynakları, gelişim, eğitim üzerine çalışan sivil toplum kuruluşları var ama sistemsel bir yaklaşımla, büyük resmi içeren organizasyonel gelişime dokunan uluslararası bir yapılanma yoktu. Bir ailenin, bir takımın, bir şirketin, küçücük bir yapılanmadan, en büyük holdinge kadar her sistemin, bir “organizasyon” olduğuna ve “gelişim” ihtiyacının bitmeyeceğine inanıyoruz.

Bu yüzden bir platform kurmak ve dernekleşmek istedik.

Bu sırada da IODA ile tanıştık.

IODA; organizasyonel gelişim profesyonelleri, danışmanlar, insan kaynakları yöneticileri, akademisyenler ve sosyal bilimcilerin biraraya gelerek kendi etki alanlarında, organizasyonel ve sosyal gelişimi desteklemeleri hedefiyle 1986’da kurulmuş, 50 farklı ülkede faaliyet gösteren uluslararası bir platform.

Misyonunu, pozitif değişim yaratmaya tutkulu profesyoneller için, farklı düşünce okullarına, metodlara ve uygulamalara açık bir paylaşım ortamı yaratarak, OD (Organizasyonel Gelişim) alanına katkıda bulunmak ve bu katkı aracılığıyla değişimi tetiklemek olarak tanımlıyor.

Türkiye’de Organizasyonel Gelişim kavramının, zaman zaman, yalnızca “şirket içi eğitim” veya “insan kaynakları fonksiyonu” olarak algılandığını görüyor, anlam ve amacının çoğu zaman yeteri kadar bilinmediği gerçeği ile karşılaşıyoruz.

Kendisinin ve dokunduğu organizasyonların, hep var olan gelişim, dönüşüm ihtiyacını gören profesyonellerin de biraraya gelerek,

  • Organizasyonel gelişimi teorik ve pratikte bütünlemesine konuşmak
  • Trendleri, en iyi uygulamaları, yerel ve global bakış açılarını anlamlandırmak
  • Bireysel ve kurumsal gelişimi destekleyecek farklı yaklaşımları öğrenmek
  • Tecrübeleri paylaşmak
  • Bu alanda bir network’un parçası olmak isteğinde olduğunu görüyoruz

VAROLUŞ AMACIMIZ; Organizasyonel Gelişim Profesyonellerinin etki alanlarında değişimi tetikleyebilmelerine ve organizasyonlar aracılığı ile toplumda pozitif değişim yaratmalarına destek olmak UFUK HEDEFİMİZ; Organizasyonel Gelişim Alanında, Türkiye’den düşünce liderleri yetiştiren global bir network olmak

3 kişi başladığımız bu yolculukta, şu an global üyelerimiz, gönüllülerimiz, yüzlerce profesyonele dokunduğumuz kanallarımız, sosyal medya destekçilerimiz ve çözüm ortaklarımız ile gün geçtikçe büyüyoruz…

Hedefimiz, önce kendimizi, sonra dokunduğumuz her organizasyonu iyileştirecek, güzelleştirecek, destekleyecek, güncel, işe yarar, dişe dokunur bilgileri paylaşmak, birlikte öğrenmek, uygulamak, üretmek… Kendimiz, bireyler, organizasyonlar aracılığı ile çevremize ve topluma dokunabilmek… Bir kişinin etkisini yaşayabilmek…

Bugüne kadar bir çok farklı proje yaptık ancak şimdi önümüzde çok daha önemli bir etkinlik var.

Her yıl farklı ülkelerde düzenlenen IODA Uluslararası Organizasyonel
Gelişim Zirvesi bu yıl ilk defa Türkiye’de, 20’ye yakın ülkenin
katılımı ile gerçekleştiriliyor.

 Türkiye’deki ve Dünya’daki en önemli kurum ve kuruluşların İK
profesyonellerini, organizasyonel gelişim uzmanlarını, yöneticilerini bir araya getirecek olan bu etkinlik, alışıldık zirvelerden oldukça farklı olacak.

Bu gerçek global deneyim, yeni fırsatlara, network paylaşımına ve gerçek sorunların farklı yöntemlerle masaya yatırılmasına ev sahipliği yapacak.

Temamız, dengenin yeniden doğuşu… VUCA dünyasında zaman zaman kaybettiğimiz dengeyi iş ve özel yaşamlarımızda nasıl yeniden tasarlarız sorusunun cevabını
arayacağız.

Bugünün ve geleceğin yönetim modellerinin, IK stratejilerinin
ve gelişim yol haritalarının uluslararası bir perspektifle
tartışılacağı etkinliğin zengin konu ve konuşmacılar, etkinlik ve workshoplar ile tüm sektörler için fayda sağlayacağına inanıyoruz.

İletişim bilgilerimizden bize ulaşabilirsiniz. : ) 

https://www.iodaglobalsummit2018.org

info@iodaturkey.org

The NeuroScience of Leadership

İki provokatif makale… Biri, liderlerle yapılan bir araştırmanın sonuçlarını içeriyor. Diğeri değişimi nasıl tetikleyemeyeceğimizi anlatıyor…

Özetle değişim ve liderlik gelişimi konuları ile ilgili dedikleri şunlar;

  • Değişim acı vericidir. Organizasyon ya da liderler bunu kabul etmediği sürece gerçek değişim gerçekleşemez.
  • Ucunda havuç asılı bir çubukla gerçekleştirilmeye çalışılan değişim süreçleri uzun vadede işe yaramaz. Davranışçılık artık istenen cevapları vermiyor…
  • Hümanizim fazla abartılıyor. İnsanları bağlayan ya da değiştiren, sadece “ilişki” olamaz… Görünmeyeni görmek, düşünce ve davranış kalıplarını sorgulamak zorundayız.
  • Odaklanmak, insan zihninde kimyasal değişimi tetiklemek için en önemli güç..
  • Beklentiler, gerçekliği oluşturur. Algı yönetiminden vazgeçemeyiz.
  • Tekrar eden, amaca odaklı bir  iletişim kritik derecede önemli…
  • Eğer gelişim ve değişim ile ilgileniyorsanız, insan zihninin nasıl çalıştığını anlamak zorundasınız…

Liderleri, geleceğin zorluklarına hazırlamak için, gelişim süreçleri, vurucu, tetikleyici ve gelecek hatalara yönelik hazırlayıcı olmak zorunda. Bireyleri, konfor alanlarından çıkarmak ve kalp atışlarını hızlandıracak kadar güçlü bir STRECH ZONE- Esneme alanına sokmak için ortam yaratmak zorundayız. 

Bu linkten indirebilirsiniz :)

http://www.vizenllc.com/wp-content/uploads/2015/07/unc-white-paper-the-neuroscience-of-leadership.pdf

http://partsradet.se/wp-content/uploads/2016/06/The_Neuroscience_of_Leadership_by_David_Rock_and_Jeffrey_Schwartz.pdf

IRONMAN Dubai 70.3 :)

Bir heyecan, bir heyecan gidiyorsun… Her bir şeyin 101, biter mi bitmez mi emin değilsin, elinden geleni yapmışsın ama antrenmanların yine de yetersiz… Büyük bilinmezlik… Hayatta en sevmediğim duygu oysa ki. Bilmem lazım, emin olmam lazım, işte olmuyor öyle, bu iş dersini hep ihtiyacın olan yerden veriyor…

Toplam 8 saat 6 dakika sürmüş. İlkiyle aynı süre ama bu sefer her dakikasını teek teek yaşadım. Su gibi geçen hiçbir yeri mi olmaz? 😊

Hani zaman görecelidir ve iyiysen akar ya, hiç öyle olmadı, olamadı… Her yeri savaş… Suda yediğimiz dalga, bisikletteki rüzgar, koşudaki sıcak…

Kaç tane yarışım oldu. Maraton dahil, bu kadar zorlanmadım. İki kramp, bir düşme, çok kere “bırakayım” kararı… Sudan çıkıp kimsenin bisikletinin kalmadığını gördüğümde, çölün ortasında 4,5 saat yalnız ve arkalarda kaldığımda, herkes birasını içerken koşmaya çalıştığımda hissettiğim şey hiç de tatlı değildi ama çok sorguladım niye böyle hissettirdiğini…

Tadını çıkarsana, önüne baksana, kendinle ilgilensene…

İşte o, biraz da en son okuduğum bir kitaptan çok  etkilendiğim için belki, derin derin, kabuk soyar gibi sordu bana o yol hakikatlerimi…Değer verdiğim şeyleri… Neye başarı, neye başarısızlık dediğimi.. Zorluğu ne kadar sürecin parçası gördüğümü.. Nelere kabul verip, nerelere veremediğimi, mücadele etmeyi seçtiklerimi, hem bulduğum hem hala aradığım anlamları… Kendi limitimi kabullenme deneyimimi… Kendimi sevdiğim, onay verdiğim yerler kadar, savaştığım yerlerimi…

Olduğun gibi, olduğun halde ve olanla akışta kalabilmek, çirkin, yavaş ve eksik olanın mükemmelliğini görebilmek…

Ama öyle egondan gelen tevazudan değil, mış gibi kabullenmek değil.. Gerçekten hissedebilmek bunu. Ah nasıl da kusursuzuz aslında… Kusurlarımızla hem de…

Her deneyim, hem de hepsi, ne kadar kıymetli ve ne kadar küçük şeylerden oluşuyor aslında hayat ve nasıl da biz sevince kocaman oluyorlar…

İşte tam da bu yüzden hayatımın en unutulmaz anlarından biri oldu.

Yüzbinkoş ekibi, o ekibin efsane sporcuları,  Axa Hocammm… bilmediğim bir ülkede ev gibi hissettiren Yonca, Fuat, Damla, Tuğçe, Volkan… Adnan, Mert…

İyi ki varsınız..

Sona sakladım ailem, dostlarım… Özgür, annem, Gökerim, Behice, Burç, Ümit, Özge, Betül annem…

Sadece bu yol için değil, hayatıma kattıkları için, oldukları için, şahitlikleri için şanslıyım ben…

Nasıl hissediyorsun diye sordu bir arkadaşım az önce. Canlı dedim! Çok canlı… 😊

Aynen bu laf gibi…

Ne yaşamın ta kendisi olmayanı yaşamaya ne de açıkça gerekmedikçe vazgeçmeye niyetim var… Lets live it!

😊

IODA Türkiye, koşu takımı köy okulları için koşuyor! 

IODA Türkiye, koşu takımı köy okulları için koşuyor!

12 Kasım’daki İstanbul Maratonu için takımımızı kurduk! Hem koşacak, hem de adımlarımızla güzel bir proje için kaynak yaratacağız. O sabah yağmur-çamur-soğuk demeden koşmak bizden, bu motivasyonu büyütmek sizden:)

Gelişime verdiğimiz önem, bizleri birleştiren ortak noktamız. Gelişim konusunda farklı bir alanda canla başla çalışan genç bir derneğe destek olmaya karar verdik: 10 ve 15 km’lik parkuru Köy Okulları Değişim Ağı Derneği’nin (KODA) “Çocuklarla Atölyeler ve Öğretmen Buluşmaları” projesi için koşacağız. Konu okullardaki eğitim, hele köy okulları olunca, öğrenciliğin de öğretmenliğin de çok farklı dinamikleri olduğu kesin. Buralardaki idealist öğretmenlerimize ve uygun eğitimle hayatları değişecek öğrencilere yönelik her çaba desteklenmeyi hak ediyor.

KODA, köy okullarında kırsaldaki koşullara uygun, bütünsel ve kaliteli bir eğitimi gerçek kılmak için Çocuklarla Atölyeler ve Öğretmen Buluşmaları gerçekleştiriyor. Bu atölye çalışmalarının, 2017-2018 eğitim-öğretim yılında 5 farklı bölgede gerçekleştirilmesi ve her bölgeye yıl içinde ayda bir sıklıkla 7’şer ziyaret yapılması planlanıyor. Öğretmen buluşması, atölyeler, bölgelere ulaşım, operasyonel ve idari maliyetler (basım, tanıtım, yerel yönetim ziyareti) dahil atölye başı maliyet yaklaşık 10.000 TL. Umarım, maratondaki kampanyamızla olabildiğince çok atölyenin maliyetini karşılarız!

IODA Türkiye takımını desteklemek için bağış yapmak çok kolay. Aşağıdaki bağlantılardan birinden bağış yaptığınızda takım toplamına eklenecek. Dileyenin parça parça hepimiz için de bağış yapması mümkün tabii:) Bağışlar doğrudan derneğin yasal bağış hesabına gidiyor. (Dikkat:  Kredi kartı değil de eft/havale tercih ederseniz, açıklama alanına koşucunun CC’li kodunu yazmayı unutmayın lütfen!) 

Alfabetik sırayla:

https://bagis.adimadim.org?ccid=CC19003 (Ece Ağabeyoğlu)

https://bagis.adimadim.org?ccid=CC23260 (Ece Süeren Ok)

https://bagis.adimadim.org?ccid=CC20778 (Gökalp Ertuğrul)

https://bagis.adimadim.org?ccid=CC22955 (Gözde Berber Özbalaban)

https://bagis.adimadim.org?ccid=CC23535 (Seval Utuş)

https://bagis.adimadim.org?ccid=CC20782 (Tuba Bayraktar)

Projenin kısa tanıtım videosu (0:44): https://youtu.be/q4AzHvsiAvI

KODA ve proje hakkında daha detaylı bilgi (4:52) : https://youtu.be/k8ZKCjcPl8U

İnandığımız değerler için çabadan hiç vazgeçmememiz ve iyi bir hafta dileklerimizle…

Ilk triatlon denemesi hikayesi- IRONMAN 70.3 Antalya

 Ben triatlet değilim, daha tonlarca fırın ekmeklik yolum var fakat bir hikaye koydum cebime. Bir de neresinden tutarsan tut, hayatın kendisine çok benzeyen bir hikaye… Üzeri tozlansın istemediklerimizden hani… Sonunda, parmağının ucuna taşan biri uzun, biri kısa iki versiyon oldu.

Bu uzun versiyonu. Fotoğrafların linki tam gelmediği için bazıları copyright logolu ama dayanıp bekleyemedim, böyle koydum :)

Hazırlık safasını geçiyorum. Asıl bölüm o olsa bile oraya dair söylenecek tek şey var. Yola çıkınca akıyor, gerçekten…bir şekilde, öyle veya böyle…

Başlayacağım yer; yarış sabahı. ÖSS çocuğu gibi gittim 6 da dikildim kapıya. Wetsuit’e izin var mı yok mu derken kalbim agzımdan çıkacak zira yüzme bende 101. Bedenimi dengede tutamıyorum ki o daracık mucizevi şey olmadan, 2K nasıl olacak?

Neyse sonunda izin çıktı da, ben de biraz tekme tokat yiyerek de olsa 56 dakikada bitirebildim parkuru. Benden yüzücü olmazmış o kesin… Denizle ilişkim spor üzerine kurulu değil benim. Son metreler bitsin artık diye ne dualar ettim içimden ama çıktığımda hissettiğim hafifliği unutamam.. Bitirdin kızım bunu.. Çık, koş transtition’a.

Üzerimi çıkardım, muz,su derken 11 dakika oyalanmışım, “açık büfe kahvaltı mı yaptın o kadar saat” diye dalga geçtiler, hayır gerçekten ne ara geçti o kadar zaman bilmiyorum ama öğrenmiş olduk.

Biraz hızlı ol, oyalanma… Hayatta da öyle. Sana zaman kaybettiren, gereksiz, anlamsız yerde oyalanma. Transition orası. Ne alman gerekiyorsa al, yoluna devam et.

Sonra koş, bisikleti al, yola çık. Başta çok iyiydi moralim. Yüzmenin cut off’una takılmamışım ya tamam diyorum, yaparım. Düşmezsem eğer… Bisiklete binmeyi öğreneli sadece aylar oldu. O yüzden süre gibi hedeflerim yok, olamaz da… Parkuru bitir o kadar.

Fakat çalışmadığım yerden vurdu.Bu defa rüzgar. Düşsem daha iyi,  alışkınım artık, toparlanıp kalkıyorum ama rüzgar… Ben böyle bir şey görmedim..Tabii ben görmedim muhtemelen, deneyimliler alasını görmüştür.)

Bir saniye mi kesilmez, kafadan yiyoruz. Expo’nun oralara geldiğimde, herkesler bitirmiş 2. Turu, dönüşe geçerken, ben daha yeni başlıyordum. O arada acayip güzel destek aldım tanıdıklarımdan, nasıl iyi geldi, fakat 15-20 dakika sonra yine ıssızlık… Kimse yok. Çünkü çok yavaşım, çok acemiyim, çok gerideyim.

Dengemi iyi sağlayamadığım için su içmek ve beslenmek için sürekli duruyorum. Bisiklette iyi beslen demişlerdi. Bunu yapabildim sanıyorum ama işte “dur kalk, dur kalk” zaman gidiyor ve o 90 km yol bitmiyor. Bir de tuvalet molasından sonra, 5-6 dakikaya yakın süre kilitli pedalla cebelleştim. Bir türlü takamıyorum, neden onu da anlamıyorum. Meğer çamur olmuş altı. Bütün sularımı ellerimle ayakkabı temizlemeye harcadım. Nihayet arkama bir de motorsikletli polis takılıp beni sonuncu olduğum için takip edeceğini beyan ettiğinde, eh dedim, tamam bitmeyecek… Saati de yanlış ayarlamışım. Durduğumda duruyor, o yüzden emin olamıyorum sürelerden. Zihnim hep cut off’ta. Turlar bitti dönüşe geçildi derken gerginlikten kollarımın uyuştuğunu fark ettim. Çünkü o gerginliğe, bir de arkadamdaki kalabalığın stresi eklendi.

Gerçekten sonuncu olduğum anlaşılıp, önümdeki ile aram epey bir açılınca, arkama rahat 7-8 kişi birikmiş çaktırmadan çaktırmadan. Bir otobüs, bir araba, iki motosikletli, motosikletlerde ikişer kişi. Ben duruyorum, 10 kişi duruyor. Konuşmuyorlardı da başta. Konuşmanın yasak olup olmadığını sordum, sorunca yavaş yavaş açıldılar. Hadi Gözde Hanım, buraya kadar geldin bırakma’lar duydum. O an Gözde Hanım’lık bir halim pek yok. Şıpır şıpır yaş akıyor gözümden, pisim, terliyim, tuzluyum, 4,5 saate yakın yoldayım.. Bitmedi, bitemedi… Bir ara motosiklete bağırdım ne kadar var cut off’a diye.. Birilerine sordu telsizle, 187 bib no nedir durum filan, “25 dakika sonra alanda olmalısınız, biraz hızlansanız iyi olur” dedi görevli…

O andan sonra içimde bir kırılma noktasıydı. Ya kafanı bu zaman, hız, süreye takacaksın, ya da hepsini unutup elinden ne geliyorsa onu yapacaksın.

Keyif aldım diyemem, acı çektim, çok acıdı ama zihnimi susturmak, susturabilmek o an… işte onu, o an yapabilmiş olmayı hiç unutmak istemiyorum. Ancak ondan sonra biraz hızlandım sanırım. Bir de aman dedim  içimden. Bir birincinin yanında insan var, bir sonuncunun : ))

Kalabalık kalabalık gidiyoruz işte, gerilme, önüne bak..Ben daha bisikletteyim, koşuyu bitirmek üzere olanlar geçti yanımdan. Özellikle yabancılardan çok bağıran oldu.

You can do it! Never give up! Go girl go!

El sallamak isterdim ama ellerimi bırakamıyorum rahatça. İnsallah gülümsediğimi görmüşlerdir. Düşünsene onlar koşuyu bitiriyor, benim önümde 21 KM. Sağolsunlar…O bağıranlar da, arkamdaki görevliler de. Destek ne can bir şey… Almadan vermek… Keşke bunu daha çok becerebilsek, keşke daha çok verebilsem ben de.Bazen bencilleşiyor insan. Unutmasak bunu keşke, hiç…

Ve sonunda bisiklet bitti. Hem de düşmeden…Yine o hafiflik hissi…Ne garip, bitince acısını da unutuyorsun bu işlerde. Şimdi transition. Bu sefer 6 dakika sürmüş ama resmen börek filan yedim, oh iyi de ettim. Koşu ayakkabıları ve fırla!

Fakat fırlama filan yalan tabii. İlk 3 km sanıyorum penguen gibi koştum. Ayrı kas grupları çalıştığı için olur demişlerdi de koşucuyum ben diyordum içimden. Cahil özgüveni…  Çok uzun bir aradan sonra bu kadar yavaş ilk defa koştum yarışta.

Son 21K iki tane kırılma noktası vardı.

Biri, elime yüzüme biraz su çarptıktan sonra biraz soluklanmak için durduğumda geldi. Birden bire ağlamaya başladım. Ama nasıl, durduramıyorum. Çimenlere çöktüm, kimse de yok Allahtan o ara. Bir kaç dakika bağıra bağıra agladım. O sırada iki görevli genç kız döndü köşeyi. Hemen koştular. Yabancı sanmışlar, Are you all right filan diyorlar ben de yes, mes diyorum. Sonra niye ingilizce konuşuyoruz dedim, gülüştük. Ağladık, bitti, tamam diyip ayağa kalktığımda başladılar mı alkışlamaya… Yine hayat işte. Ağladık, bitti, tamam diyip ayağa kalkabilmek. Her neyse, ne olduysa… İyi geldi herhalde o duygunun boşalması hızlandım biraz.

2. Turun ortalarında bir istasyonda, su almak için durduğumda, görevlilerden biri yanındakine 187’yi görünce haber verin diyorlar. Aaaa benim 187, ne oldu, cut-off mu, kafa orada çünkü. Yok abla dedi çocuk, yaralı dediler. Yaralandım da haberim mi yok? Meğer benim batikona buladığım yaralarımın görüntüsü fena olmuş, kanıyor gibiyim. Yok ablacım dedim, iyiyim, öyle haber ver. Hoşuma da gitti ama bunu kim gördüyse, demek ki eli üzerinde katılımcıların… Bize işini yaparken şarkılar söyleyen insanlar gerek diye bir laf vardı. Öyle gerçekten…

2. Kırılma noktası, paralimpik sporcu Kadir’i görünce oldu. Benim oldukça önümdeydi süre olarak. Koştuk, konuştuk, nefes gibi içime çektim o azmi… İleri attı beni Kadir. Son km’lerimi gerçekten ona borçluyum.

Koşuda bir kaç şeye çok zorlandım. İnsanlar gitti. Kimse yok. Istasyonlarda tüm gün güneşin altında çalışmış gönüllüler pert, çöpler kalmış bir tek, zaten saatlerdir yalnızsın. Destek arıyor insan. Parkurun çok büyük kısmında yoktu o destek, kalabalık…

O an da başka bir farkındalıktı aslında. Ne o Gözdecan? Herkes her an destek mi olacaktı? Hayat bu muydu? Yok işte ne yapacaksın, bırakalım mı? Alkış mıdır seni taşıyan? Bir dövdüm kendimi orada.Klişe biliyorum ama içimizde! İçinde! Hadi kızım diyorum, hadi.

Bu arada bunları yüksek sesle diyorum 😊 İnsallah duyan olmamıştır o konuşmaları. Bu arada o gönüllülerin ellerine, kollarına, ayaklarına sağlık… Haklarını helal etsinler. Kolay değildi işleri.

O ara birileri saat 16.00 da cut-off oldu, bitti dedi. İnsan acemi olunca saatine de, bildiğine de güvenemiyor. Son km’leri yetişemedim ama o kürsüden geçeceğim diye koştum. Son 200 metre cizgisi ve finish anı. Axa’yı gördüm. Olmadı di mi Axa? Süreyi aştım sanıyorum…

Ne cut-off u dedi belki üç kere… Koşmaya başladık. Karşımda Yuz bin koş ekibinden bekleyenler… Daha güzel olamazdı o an. Umit, Özge, Eda… İçimde, en derinimde Özgür, kardeşim, annem, ailem, en can dostlarım, gökyüzünde babam. Kalabalıktım ben. Büyümüş ve kalabalık….

Parçası, şahidi, desteği olan herkese teşekkür ettim ama en son şunu bırakayım buraya..Kalbi Ironman insanlar benim şansım. Elimi uzattığımda hep bir el bulmak benim şansım…

Büyütür bu işler demişlerdi, doğruymuş…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

#pz2016 

2 gündür devam eden Pazarlama Zirvesi’ni kacırdıysanız Twitter “da #pz2016″ya bır goz atabilir, katlı deger yaratmanın yolları ile ilgili yazılan kısa yorumları gorebılırsınız. 
Bence best of! 

Mark Ritson: “Herkes bir markayı 20 kelimeyle ifade edebilir ama 2-3 kelimeyle ifade edilenler büyük şirketlerdir.” 

F. Durmuş: “Tüketici davranışındaki temel değişimler; özgürlük, hız ve içtenlik.”

 “Müşteriyi merkeze koyuyoruz ama sms in ötesine geçemiyoruz!” 

F. Durmuş: “Son bir ay içerisinde insanlara ruh halini sorduğumuzda %49’unun mutlu %51’inin ise gergin ve depresif olduğunu gördük.” 

Cem Seymen: “İlk üç sanayi devrimini kaçırdık inşaatla büyümeye çalışırken dördüncü sanayi devrimini de kaçırıyoruz.” 

Martin Lindstrom Davranislarinizla ilgili ip ućlari-“SMALL DATA”larinizi, maskelerinizin arkasindaki gerceginizi bulmak.Verdiginiz gunluk SINYALLER! 

Tanyer Sönmezer: Katlı değer de işin sırrı: Uyuyup büyümez şirket. “Geleceğin büyük hayali” derseniz büyüyebilir 

“…Ve ben daha az gidilmişinden gittim. Bütün farkı yaratan bu oldu.” Cem Seymen

IODA- Türkiye’nin ilk Uluslararası Organizasyonel Gelişim Platformu’nun Hikayesini merak eden herkes için…

12809715_490892471100050_3530651480359079291_n

 

Bir hikaye, bir sunuma sığar mı?

Bir sunum, bu hikayeyi ne kadar anlatabilir bilmiyoruz…

Biz 3 kişi başladığımız bu yolculukta, şu an global üyelerimiz, gönüllülerimiz, yüzlerce profesyonele dokunduğumuz kanallarımız, sosyal medya destekçilerimiz ve çözüm ortaklarımız ile gün geçtikçe büyüyoruz…

Bir ailenin, bir takımın, bir şirketin, küçücük bir yapılanmadan, en büyük holdinge kadar her sistemin, bir “organizasyon” olduğuna ve “gelişim” ihtiyacının bitmeyeceğine inanıyoruz.

Hedefimiz, önce kendimizi, sonra dokunduğumuz her organizasyonu iyileştirecek, güzelleştirecek, destekleyecek, güncel, işe yarar, dişe dokunur bilgileri paylaşmak, birlikte öğrenmek, uygulamak, üretmek… Kendimiz, bireyler, organizasyonlar aracılığı ile çevremize ve topluma dokunabilmek…

Bir kişinin etkisini yaşayabilmek…

Daha iyi bir Dünya, mümkün…

IODA Türkiye’yi tanımak için;