42.195- Bir çömezin gözünden her 100 metre bir hikaye…

 

49Çok paylaştım biliyorum ama yaz diyen parçamı susturamadım. Bir de 4 saat uçuş olunca…

İnsan kendine şahitlik ettiği bazı anları paylaştıkça çokluyor. Ben öyleyim en azından. Bu huyun zararını da gördüm, faydasını da ama elimde değil… An’lar yazıyla daha güzel… “Duygu şimdiki zamana muhtaçtır, o an geçtikten sonra sayfa kapanır, hikaye sürer…” 

Pessao’yu anarken , sıcak sıcakken ilk maratonun hikayesi…

Sabah 6:00 Yarış günü. Severim ben uykuyu, bu defa alarmı ikiletmedim. Zaten alarm da finish için seçtiğim şarkı…Adrenalin ne garip şey. Damarlarında dolanmaya bir kere başladığında, algıların, enerjin, reflekslerin, her şey değişiyor. Hazırlık, kahvaltı, bir önceki günden ayarlanan taksicinin 3. kere aranması, kontrol, tekrar kontrol, bir daha kontrol derken otelden çıkmamız lazım. Çünkü yollar kapalı. Taksici girebildiği kadar ara sokaklara girerek, bizi Olimpiyat Stadyumuna 10 dakika yürüyüş mesafesinde bir sokağın başında indiriyor.

Güzel…Isınırız hem yürürken, fakat o nasıl bir soğuk… İçim üşüdü. Heyecan mı, gerçekten mi soğuktu bilmiyorum ama ellerim uyuştu. Bir de sürekli “kesin bir şey unuttum” endişesi.

Çip, numara, saat, telefon olsun yeter, gerisi hallolur ama çömeziz işte, hazır mıyım, tamam mıyım diye 25.000. d52efa kontrol ediyor zihnim her şeyi.  Kenya, Etiyopya ekolu nasıl yapıyor boş boş, hiçbir malzeme olmadan… Bize baksan, tam techizat ama 2 katı yavaş koşuyoruz… Yolda bunlar var zihnimde. Helal olsun. 4 saat 25 dakikada koştuğum yolu, 2.05’de bitirip Amsterdam rekorunu kırdılar…

Stada varıyoruz. 45.000 koşucu, 13.000 gönüllü. Bir stadyum dolusu insan işte… Sesler, renkler, yüzler, iyi dilekler, ısınmalar, fotoğraflar…

18Yeşil alanı bulmam lazım. Beşinci zone’dayım, çünkü 4,5 saatte bititirim diye beyanım var. Bitirmezsem asmazlar ama neticede bir söz vermişsin :) Gerginlik…. Hem inanıyorum, hem şüpheliyim. 36 koşmusum Caddebostan sahilde boş boş, yuvarlansam biter sonraki 6KM ama beden bu, bir tık etse dizim, ne bileyim bir yanım tutulsa…

Her şey beyinde diyoruz ya, belki artık klişe bulduğumuz bir laf… Bunun gerçek olduğunu yine en çok koşarken deneyimledim. Yapamam dediğin antrenmanı zihninde birşeyleri değiştirerek çıkartmak, ya da performansının en iyi olduğunu düşündüğün bir günde, kafana takılan küçücük bir şey yüzünden, koşamadan eve dönmek… İnanalım buna.. Zihin.. Zihni toparlamak.. İnanmak…

Yeşil alandayım! Hem zıplıyorum, hem kuralları hatırlatıyorum kendime.

3 kural koydum başlamadan. Ne olursa olsun unutma bunları Gozde…

  • Kimseyle yarışmıyorsun, kendini deniyorsun, hırs yapma, yavaş başla, hedef pace’den şaşma.
  • Bedenin gitmiyorum derse, vazgeçeceksin…
  • Tadını çıkar.  İlk maratonun, bir kere….

Üçünü de yaptım, yapabildim sanıyorum… Sonuncusu çok önemliydi. Koşmanın bana öğrettiği, ya da geliştirdiği en önemli şey belki de… Geçmişte yaşamak, ya da gelecekte… Kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülük. An! An! An! Kalmayı bir başarabilsek…

Kural tekrarı devam ederken içimde,  çok ani geldi ve start atışını duydum… İşte o an gerçekten gülümsedim sanırım… Buradayım işte. Başladık mı gerçekten? Başladık. Hadi…

Fakat ilk km bitinceki sürprizi de bir o kadar “harika” oluyor.

Sol bacağımda muthiş bir kasılma hissediyorum. Taş o bacak taş! Nasıl olur ki? Hiç olmadı antrenmanda.. Isınmadım mı, ters mi bastım, n’oluyor ki derken anladım ki zorlamamam lazım çünkü devam ederse kilit, hissediyorum. Zor bir karardı o an durmak. Bir agaca dayanıp esnemeye başladım. Fakat daha 2’lerde olduğumuz için de enteresan bir görüntü sağa sola. Bunu 30’lardan sonra yaşasan tamam da, 2 nedir? İnsanlar koşarken el işareti yapıyor iyi misin diye.. İyiyim diye bağırıp esniyorum. Moralim bozuldu. Burada mı bırakıyorum yahu dedim. Rezillik! O kadar çalışma…

Sonra saatten baktım, bütün bunlar birkaç dakika sürmüş, bana asır gibi geldi.

Devam etmeye başladığımda kasılma olduğu gibi oradaydı. Fakat 5-10 dakika sonra geçti kendi kendine.. Neden oldu hala bilmiyorum.

25K- 20K arası.Bu kadar su gibi mi akar…Hızlı gitmiyorum, yavaş da gitmiyorum. Hedefteyim. Düşünmedim ama çok şey hissettim… Karar verdiğim anlar oldu. Koşarken geride bıraktığımı fark ettiklerim… Kendimizi eğer her an yeniden tasarlama gücümüz varsa, bunu en çok yaşadığım kilometrelerdi…

Organizasyon için ne yazsam, ne desem boş. Çok organize, çok düşünülmüş bunların hepsi tamam ama milyonlarca lira verip satın alamayacağın değerler var içinde. Sıfır maliyetli, dokunuşlar…Evlerinin önüne koşucular için yiyecek, su sıralayan insanları satın alamazsın mesela. Veya saatlerce ayakta durup bir pankart tutan vatandaşı satın alamazsın…Gönüllü ekibin dışında o gün gönüllüydü Amsterdam…

Ormanın içindeki arazileri saymazsak, bir kilometre alkışsız, müziksiz geçmedi…

Bir de, nehirde üzerinde canlı şarkı söyleyen sanatçı olan bot dolaştırmak nedir? Bakmışlar, birkaç km, arazide müzik koyacak yer yok. Bot tutmuşlar. Canlı muzik bildiğin, yanında geçiyor, sen koşuyorsun…

Harika evler, parklar, koprüler, yeşillikler…

Tazelenme alanları, istasyonlar, 60-70’lerinde gönüllüler, ve sana o muzu hayatının en önemli anlarından biri olduğunu bilerek uzatmaları, öyle atar gibi değil…. Bilerek…

Destek… Ne büyük şeysin! Ne merhemsin….Ne çok aldım, ne çok minnet duydum.

20’lerden sonra bel ağrısı var biraz. Sol dizde sızı ama dayanamayacağım gibi değil. Esnemeyi hiç ihmal etmedim.Hırs yapmaya müsaittir mizacım, eksik yönümdür…Yapmadım.Durdum, esnedim, 30 saniye maks.

Pace değiştikçe, yanında koştuğum insanlar da değişti.Kanserden kaybettiği kızı için koşan bir adamla, sol kolu  kırık olduğu halde hazırlandığı bu güne gelen bir kızla, farklı ülke, ırk, yaşlardan onlarca insanla yanyana nefes aldım…. Hayatım boyunca unutamayacağım dakikalardı. Metreleri tek tek, her adımı basa basa yaşadım… Neden bu kadar tutkuyla bağlandım bu meseleye diye bakınca, o anları hatırlıyorum yine… Hayat, daha çok hayat…

30’larda fotoğraflar değişti. En çok savaştığım yer 30-33. İyiydim ama gördüklerim değişti. Kusanlar gördüm, bırakanlar, düşenler… Kiminin omzuna o an, orada olanlar, bizler dokunduk kimine sağlık görevlileri. Zihnimde savaştı…

33- 38K…

Toparlandığım yer…. Pastanın kirazı olacak maraton demişti bir arkadaşım. Hazırlık süreci psikolojik olarak da fiziksel olarak da yıpratıcıydı. Maraton da yıpratacak sanıyordum.. Öyle olmadı. Kremasıydı, ödüldü… 35’leri görünce maraton finish listesini açtım. 25 şarkı var. En çok dokunanlar bana… En hızlılar değil, bir an hatırlatan, 6 aydır devam eden süreci tek tek gözümün önüne getiren, bende yeri olanlar… Müziğin ne garip bir gücü var…

Hadi kızım! Hadi kızım! Enterasandı ama hızlanmaya başladım…

Ve 38 Sonrası.. Biliyor musun 4KM kaldı.

Hani çekirdek diye yedin ya çalışırken, o 4 KM işte…Uçtum…. Pace’leri kontrol ettim sonra, 5’lere çıkmışım. O kadar da hızlı değilmiş yani. Ama bana uçmaktı… En güzel, en şeker anı.. Bekleneni, hayal edileni…

Breathe-Thomas Bergersen. Kaç kere dinledim bilmiyorum.

Santorini – Live… Defalarca. Hiçsin ve her şeysin…

Sonra bir köşeyi döndük ve stadyum göründü.

Alkış, çığlık…. Atlet gibi hissetmek isterseniz, koşun. 5-8-10 fark etmez. Bir yarışa katılın ve koşun….

Danışmanım ben. 2 yıl önce 1,5 paket sigara içiyordum, hayatımda hiç spor yapmadım. O gün, orada atlettim. Sağlıklıydım. Ve olabileceğimin en iyisiydim. Yapabileceğimin en iyisi…

Son metreler, musluklar açıldı. Fakat ağlayamıyorum çünkü o pankartlar nedir?

“Kenyalılar bütün biraları içiyor, çabuk olun” nasıl bir pankarttır?

“Bu kartı tutmak için 5 ay antrenman yaptım” nedir?

Gülüyoruz. Biz 20 kişi kadar girdik finishe, gülüyoruz…

Hemhal…

Biraz yavaşladım. Yerim pace’i. Benim anım, benim finish’im…

Nefes al. Millet yüzlece kilometre koşuyor, 42 hiçbirşey değil ama senin!

Bur62adayım.

Şu an!

Son 50 metre…


Elimi kaldırdığımı hatırlıyorum. Gökyüzüne baktım.

Gülümsedim.

Sahip olduklarıma, olmadıklarıma, olacak olana, olup bitene, sevdiklerime, babama, hayata… Babamla paylaşmak çok isterdim… Umarım bizi görüyorlardır bir yerlerde… İçimde onun onayını arayan parçamla çok savaştım, yıllarca belki. Artık o savaşın bittiğini ve yerini sadece paylaşma isteğine bıraktığını görmek, büyümek galiba…

6Behice, Burç, Özgür, Göker, Anne… Ailem… 

Tarif edemem orada olmanızın anlamını. Karşılamanızı… 6 ayı benimle birlikte yaşadınız. Nazımı çektiniz. İlgilenemediğim, kendime döndüğüm anlar oldu, anladınız. Duydunuz. Omuz verdiniz… Her metremde vardınız… Daha bir dolu yolumuz olsun… Birlikte hikayelerimiz olsun…

Dostlarım, arkadaşlarım, MCT, IODA… Hayatımda yeri olan her yerden, güzel insanlardan, çok büyük destek aldım… İsim sayamayacağım kadar çok insanın enerjisini hissettim. Kadınların en çok ama… Acayip güçlü kadınlar var benim hayatımda. Bir defa daha gördüm bunu… Öyle kadınlar ki, dünyalara bedel…

 

Özgür Tetik ve İstanbul Running Academy… Haftada 5 gün nedir diye söylendiğim oldu, bu antrenmanlar çok zor dediğim oldu, neyi neden yapıyoruz diye mızmızlandığım oldu ama daha doğru çalıştırılamazdım sanıyorum…  Teşekkür ederim…

Dokunan, parçası olan, hiç önemli değildir ama benim için önemli olduğunu bilen herkese teşekkür ederim…

Şimdi ne yapacaksın diye soran çok arkadaşım var :)

Bildiklerim var ve henüz bilmediklerim…

Emin olduğum, yol aldıkça, kalbim çarpsın… 

42.195. Teşekkür ederim…

Gözde

 

https://www.facebook.com/media/set/?set=a.10154345623554724&type=1&l=020f899e1c

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s