Ilk triatlon denemesi hikayesi- IRONMAN 70.3 Antalya

 Ben triatlet değilim, daha tonlarca fırın ekmeklik yolum var fakat bir hikaye koydum cebime. Bir de neresinden tutarsan tut, hayatın kendisine çok benzeyen bir hikaye… Üzeri tozlansın istemediklerimizden hani… Sonunda, parmağının ucuna taşan biri uzun, biri kısa iki versiyon oldu.

Bu uzun versiyonu. Fotoğrafların linki tam gelmediği için bazıları copyright logolu ama dayanıp bekleyemedim, böyle koydum :)

Hazırlık safasını geçiyorum. Asıl bölüm o olsa bile oraya dair söylenecek tek şey var. Yola çıkınca akıyor, gerçekten…bir şekilde, öyle veya böyle…

Başlayacağım yer; yarış sabahı. ÖSS çocuğu gibi gittim 6 da dikildim kapıya. Wetsuit’e izin var mı yok mu derken kalbim agzımdan çıkacak zira yüzme bende 101. Bedenimi dengede tutamıyorum ki o daracık mucizevi şey olmadan, 2K nasıl olacak?

Neyse sonunda izin çıktı da, ben de biraz tekme tokat yiyerek de olsa 56 dakikada bitirebildim parkuru. Benden yüzücü olmazmış o kesin… Denizle ilişkim spor üzerine kurulu değil benim. Son metreler bitsin artık diye ne dualar ettim içimden ama çıktığımda hissettiğim hafifliği unutamam.. Bitirdin kızım bunu.. Çık, koş transtition’a.

Üzerimi çıkardım, muz,su derken 11 dakika oyalanmışım, “açık büfe kahvaltı mı yaptın o kadar saat” diye dalga geçtiler, hayır gerçekten ne ara geçti o kadar zaman bilmiyorum ama öğrenmiş olduk.

Biraz hızlı ol, oyalanma… Hayatta da öyle. Sana zaman kaybettiren, gereksiz, anlamsız yerde oyalanma. Transition orası. Ne alman gerekiyorsa al, yoluna devam et.

Sonra koş, bisikleti al, yola çık. Başta çok iyiydi moralim. Yüzmenin cut off’una takılmamışım ya tamam diyorum, yaparım. Düşmezsem eğer… Bisiklete binmeyi öğreneli sadece aylar oldu. O yüzden süre gibi hedeflerim yok, olamaz da… Parkuru bitir o kadar.

Fakat çalışmadığım yerden vurdu.Bu defa rüzgar. Düşsem daha iyi,  alışkınım artık, toparlanıp kalkıyorum ama rüzgar… Ben böyle bir şey görmedim..Tabii ben görmedim muhtemelen, deneyimliler alasını görmüştür.)

Bir saniye mi kesilmez, kafadan yiyoruz. Expo’nun oralara geldiğimde, herkesler bitirmiş 2. Turu, dönüşe geçerken, ben daha yeni başlıyordum. O arada acayip güzel destek aldım tanıdıklarımdan, nasıl iyi geldi, fakat 15-20 dakika sonra yine ıssızlık… Kimse yok. Çünkü çok yavaşım, çok acemiyim, çok gerideyim.

Dengemi iyi sağlayamadığım için su içmek ve beslenmek için sürekli duruyorum. Bisiklette iyi beslen demişlerdi. Bunu yapabildim sanıyorum ama işte “dur kalk, dur kalk” zaman gidiyor ve o 90 km yol bitmiyor. Bir de tuvalet molasından sonra, 5-6 dakikaya yakın süre kilitli pedalla cebelleştim. Bir türlü takamıyorum, neden onu da anlamıyorum. Meğer çamur olmuş altı. Bütün sularımı ellerimle ayakkabı temizlemeye harcadım. Nihayet arkama bir de motorsikletli polis takılıp beni sonuncu olduğum için takip edeceğini beyan ettiğinde, eh dedim, tamam bitmeyecek… Saati de yanlış ayarlamışım. Durduğumda duruyor, o yüzden emin olamıyorum sürelerden. Zihnim hep cut off’ta. Turlar bitti dönüşe geçildi derken gerginlikten kollarımın uyuştuğunu fark ettim. Çünkü o gerginliğe, bir de arkadamdaki kalabalığın stresi eklendi.

Gerçekten sonuncu olduğum anlaşılıp, önümdeki ile aram epey bir açılınca, arkama rahat 7-8 kişi birikmiş çaktırmadan çaktırmadan. Bir otobüs, bir araba, iki motosikletli, motosikletlerde ikişer kişi. Ben duruyorum, 10 kişi duruyor. Konuşmuyorlardı da başta. Konuşmanın yasak olup olmadığını sordum, sorunca yavaş yavaş açıldılar. Hadi Gözde Hanım, buraya kadar geldin bırakma’lar duydum. O an Gözde Hanım’lık bir halim pek yok. Şıpır şıpır yaş akıyor gözümden, pisim, terliyim, tuzluyum, 4,5 saate yakın yoldayım.. Bitmedi, bitemedi… Bir ara motosiklete bağırdım ne kadar var cut off’a diye.. Birilerine sordu telsizle, 187 bib no nedir durum filan, “25 dakika sonra alanda olmalısınız, biraz hızlansanız iyi olur” dedi görevli…

O andan sonra içimde bir kırılma noktasıydı. Ya kafanı bu zaman, hız, süreye takacaksın, ya da hepsini unutup elinden ne geliyorsa onu yapacaksın.

Keyif aldım diyemem, acı çektim, çok acıdı ama zihnimi susturmak, susturabilmek o an… işte onu, o an yapabilmiş olmayı hiç unutmak istemiyorum. Ancak ondan sonra biraz hızlandım sanırım. Bir de aman dedim  içimden. Bir birincinin yanında insan var, bir sonuncunun : ))

Kalabalık kalabalık gidiyoruz işte, gerilme, önüne bak..Ben daha bisikletteyim, koşuyu bitirmek üzere olanlar geçti yanımdan. Özellikle yabancılardan çok bağıran oldu.

You can do it! Never give up! Go girl go!

El sallamak isterdim ama ellerimi bırakamıyorum rahatça. İnsallah gülümsediğimi görmüşlerdir. Düşünsene onlar koşuyu bitiriyor, benim önümde 21 KM. Sağolsunlar…O bağıranlar da, arkamdaki görevliler de. Destek ne can bir şey… Almadan vermek… Keşke bunu daha çok becerebilsek, keşke daha çok verebilsem ben de.Bazen bencilleşiyor insan. Unutmasak bunu keşke, hiç…

Ve sonunda bisiklet bitti. Hem de düşmeden…Yine o hafiflik hissi…Ne garip, bitince acısını da unutuyorsun bu işlerde. Şimdi transition. Bu sefer 6 dakika sürmüş ama resmen börek filan yedim, oh iyi de ettim. Koşu ayakkabıları ve fırla!

Fakat fırlama filan yalan tabii. İlk 3 km sanıyorum penguen gibi koştum. Ayrı kas grupları çalıştığı için olur demişlerdi de koşucuyum ben diyordum içimden. Cahil özgüveni…  Çok uzun bir aradan sonra bu kadar yavaş ilk defa koştum yarışta.

Son 21K iki tane kırılma noktası vardı.

Biri, elime yüzüme biraz su çarptıktan sonra biraz soluklanmak için durduğumda geldi. Birden bire ağlamaya başladım. Ama nasıl, durduramıyorum. Çimenlere çöktüm, kimse de yok Allahtan o ara. Bir kaç dakika bağıra bağıra agladım. O sırada iki görevli genç kız döndü köşeyi. Hemen koştular. Yabancı sanmışlar, Are you all right filan diyorlar ben de yes, mes diyorum. Sonra niye ingilizce konuşuyoruz dedim, gülüştük. Ağladık, bitti, tamam diyip ayağa kalktığımda başladılar mı alkışlamaya… Yine hayat işte. Ağladık, bitti, tamam diyip ayağa kalkabilmek. Her neyse, ne olduysa… İyi geldi herhalde o duygunun boşalması hızlandım biraz.

2. Turun ortalarında bir istasyonda, su almak için durduğumda, görevlilerden biri yanındakine 187’yi görünce haber verin diyorlar. Aaaa benim 187, ne oldu, cut-off mu, kafa orada çünkü. Yok abla dedi çocuk, yaralı dediler. Yaralandım da haberim mi yok? Meğer benim batikona buladığım yaralarımın görüntüsü fena olmuş, kanıyor gibiyim. Yok ablacım dedim, iyiyim, öyle haber ver. Hoşuma da gitti ama bunu kim gördüyse, demek ki eli üzerinde katılımcıların… Bize işini yaparken şarkılar söyleyen insanlar gerek diye bir laf vardı. Öyle gerçekten…

2. Kırılma noktası, paralimpik sporcu Kadir’i görünce oldu. Benim oldukça önümdeydi süre olarak. Koştuk, konuştuk, nefes gibi içime çektim o azmi… İleri attı beni Kadir. Son km’lerimi gerçekten ona borçluyum.

Koşuda bir kaç şeye çok zorlandım. İnsanlar gitti. Kimse yok. Istasyonlarda tüm gün güneşin altında çalışmış gönüllüler pert, çöpler kalmış bir tek, zaten saatlerdir yalnızsın. Destek arıyor insan. Parkurun çok büyük kısmında yoktu o destek, kalabalık…

O an da başka bir farkındalıktı aslında. Ne o Gözdecan? Herkes her an destek mi olacaktı? Hayat bu muydu? Yok işte ne yapacaksın, bırakalım mı? Alkış mıdır seni taşıyan? Bir dövdüm kendimi orada.Klişe biliyorum ama içimizde! İçinde! Hadi kızım diyorum, hadi.

Bu arada bunları yüksek sesle diyorum 😊 İnsallah duyan olmamıştır o konuşmaları. Bu arada o gönüllülerin ellerine, kollarına, ayaklarına sağlık… Haklarını helal etsinler. Kolay değildi işleri.

O ara birileri saat 16.00 da cut-off oldu, bitti dedi. İnsan acemi olunca saatine de, bildiğine de güvenemiyor. Son km’leri yetişemedim ama o kürsüden geçeceğim diye koştum. Son 200 metre cizgisi ve finish anı. Axa’yı gördüm. Olmadı di mi Axa? Süreyi aştım sanıyorum…

Ne cut-off u dedi belki üç kere… Koşmaya başladık. Karşımda Yuz bin koş ekibinden bekleyenler… Daha güzel olamazdı o an. Umit, Özge, Eda… İçimde, en derinimde Özgür, kardeşim, annem, ailem, en can dostlarım, gökyüzünde babam. Kalabalıktım ben. Büyümüş ve kalabalık….

Parçası, şahidi, desteği olan herkese teşekkür ettim ama en son şunu bırakayım buraya..Kalbi Ironman insanlar benim şansım. Elimi uzattığımda hep bir el bulmak benim şansım…

Büyütür bu işler demişlerdi, doğruymuş…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s