IRONMAN Dubai 70.3 :)

Bir heyecan, bir heyecan gidiyorsun… Her bir şeyin 101, biter mi bitmez mi emin değilsin, elinden geleni yapmışsın ama antrenmanların yine de yetersiz… Büyük bilinmezlik… Hayatta en sevmediğim duygu oysa ki. Bilmem lazım, emin olmam lazım, işte olmuyor öyle, bu iş dersini hep ihtiyacın olan yerden veriyor…

Toplam 8 saat 6 dakika sürmüş. İlkiyle aynı süre ama bu sefer her dakikasını teek teek yaşadım. Su gibi geçen hiçbir yeri mi olmaz? 😊

Hani zaman görecelidir ve iyiysen akar ya, hiç öyle olmadı, olamadı… Her yeri savaş… Suda yediğimiz dalga, bisikletteki rüzgar, koşudaki sıcak…

Kaç tane yarışım oldu. Maraton dahil, bu kadar zorlanmadım. İki kramp, bir düşme, çok kere “bırakayım” kararı… Sudan çıkıp kimsenin bisikletinin kalmadığını gördüğümde, çölün ortasında 4,5 saat yalnız ve arkalarda kaldığımda, herkes birasını içerken koşmaya çalıştığımda hissettiğim şey hiç de tatlı değildi ama çok sorguladım niye böyle hissettirdiğini…

Tadını çıkarsana, önüne baksana, kendinle ilgilensene…

İşte o, biraz da en son okuduğum bir kitaptan çok  etkilendiğim için belki, derin derin, kabuk soyar gibi sordu bana o yol hakikatlerimi…Değer verdiğim şeyleri… Neye başarı, neye başarısızlık dediğimi.. Zorluğu ne kadar sürecin parçası gördüğümü.. Nelere kabul verip, nerelere veremediğimi, mücadele etmeyi seçtiklerimi, hem bulduğum hem hala aradığım anlamları… Kendi limitimi kabullenme deneyimimi… Kendimi sevdiğim, onay verdiğim yerler kadar, savaştığım yerlerimi…

Olduğun gibi, olduğun halde ve olanla akışta kalabilmek, çirkin, yavaş ve eksik olanın mükemmelliğini görebilmek…

Ama öyle egondan gelen tevazudan değil, mış gibi kabullenmek değil.. Gerçekten hissedebilmek bunu. Ah nasıl da kusursuzuz aslında… Kusurlarımızla hem de…

Her deneyim, hem de hepsi, ne kadar kıymetli ve ne kadar küçük şeylerden oluşuyor aslında hayat ve nasıl da biz sevince kocaman oluyorlar…

İşte tam da bu yüzden hayatımın en unutulmaz anlarından biri oldu.

Yüzbinkoş ekibi, o ekibin efsane sporcuları,  Axa Hocammm… bilmediğim bir ülkede ev gibi hissettiren Yonca, Fuat, Damla, Tuğçe, Volkan… Adnan, Mert…

İyi ki varsınız..

Sona sakladım ailem, dostlarım… Özgür, annem, Gökerim, Behice, Burç, Ümit, Özge, Betül annem…

Sadece bu yol için değil, hayatıma kattıkları için, oldukları için, şahitlikleri için şanslıyım ben…

Nasıl hissediyorsun diye sordu bir arkadaşım az önce. Canlı dedim! Çok canlı… 😊

Aynen bu laf gibi…

Ne yaşamın ta kendisi olmayanı yaşamaya ne de açıkça gerekmedikçe vazgeçmeye niyetim var… Lets live it!

😊

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s