Mart- İnsan Olmak

engin-gectan-egoistokur-gulenay-borekci-1Engin Geçtan, Ayşe Arman röportajı bu pazar tam zamanında geldi. İyi geldi… Gülenay Börekçi ile 2014’te yaptığı bir röportajı saklamıştım. Bu ay, bu tema… Zaten başka neyi düşünebildik ki? İnsan olmaktan öte… 

Sağlıksız birey deyimini kabul etmiyorsunuz, toplumlar sağlıksız olabilir mi?

100 yıl önce psikanalizde ‘normallik’ diye bir kavram vardı. Topluma uyum sağlayabilme becerisi… II. Dünya Savaşı’ndan sonra Nazi Almanyası’nda olduğu gibi, toplumların da hastalanabileceği görüldü. Yani ‘topluma uyum sağlama becerisi’ olarak tarif edilen normallik bir sağlıklılık ölçütü olarak kullanılmaktan çıktı, normallik bir süreç olarak tanımlanmaya başladı. Son zamanlarda ise bu sözcük tedavülden kalktı, çok da isabet oldu. Artık hepimiz arızayız.

İçinde yaşadığımız kaos ortamı ve zincirinden boşanmışçasına artan şiddet sağlıksız toplumun bir göstergesi mi?

Bu koca bir seminer konusu aslında. Şu sıralar yazmakta olduğum metin de bununla ilgili. Kısa bir özet isterseniz, günümüzde yaşanan şiddetin sebepleri arasında küreselleşmeyi, vahşi kapitalizmi, geleneklerin biraz fazla hızlı dağılıp değişmesini ve bütün bunların sonucunda insanların kendilerini taşımakta zorlanmalarını sayabilirim.

Hızla artma sebebi ne, şiddetin bulaşıcı bir hastalık olması mı?

Bir bakıma öyle. Jung’un sıkça söz ettiği gölge arketipi bu olguyu açıklamakta önemli. Jung herkesin bir gölgesi olduğunu anlatıyor. Onunla ne kadar az yüzleşirseniz, gölgeniz o kadar güçlenir ve sonunda bir tehlikeye, kaldırılamaz bir ağırlığa, ruhunuzun içinde her an etkinlik kazanabilecek bir tehdite dönüşür. İnsanlar “Toplumun hangi kurallarına göre yaşamalıyım?” diye düşünürken, gölgelerine yabancı kalıyor, ilkel ve vahşi yönlerini yok sayıyor. Bu nedenle meleklere karşı temkinli olmakta yarar var diye düşünüyorum. Zira yönergeden yoksun bırakıldıklarında, o yok sayılan, bastırılan gölgeler en başlarına buyruk halleriyle ve adeta patlarcasına ortaya çıkıyorlar.

Karanlık yönlerimiz yani…

İnsan ruhunda aydınlık, karanlık yok. Toplumsal değerler bizden belirli kalıplara uygun davranmamızı beklediği için, ilkel yanlarımızı bizzat kendimiz karartıyoruz. O yanlarımız ilkel, saldırgan, hayvansı, çocuksu olabilir ama aynı zamanda canlı ve yaratıcılar da… Halbuki biz toplumun beklentilerine uymayan yanlarımızı derinlerde bir takım kompartımanlara hapsediyoruz. Sıkıştırdığımız gölgelerimiz serbest kaldığında da her türlü şiddet ortaya çıkabiliyor.

Ve gölgelerimizi gizlemek için maskeler yaratıyoruz.

Oysa gölgeleri kabul etmekle başlayabilir her şey. Gölge varsa hayat vardır.

Ve İnsan Olmak’tan; 

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçen süre içinde çağdaş toplumlar kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmiştir. İnsan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar.

Bunu bulmamız gerekiyor…