IRONMAN 70.3 Bayrak Yarısının Ardından…

14642397_10154360581624724_6646062820190930913_nİlk maratonundan 7 gun sonra yarı maraton koşamazsın demişlerdi.
Bir geceliğine gelmek, araya sıkışmış bir yarış, bedeni o kadar da hazır hissetmemek derken ben de kendimden supheliydim… Fakat Ironman burası.Hani bildiğimiz Ironman… Gitmem diyebilir miydim ki…

MCT Team Bayrak Yarısı.

Ece yuzdu, Suleyman pedal cevirdi.Ben 21 Kilometre. Gursel abi… Zuhal…Murat…

Sıcaklık 30 – Direk açisi beyne isabet
Muzik? Muzik yok, yasak…

İtiraf edeyim, cekirdek gibi yemedim. Zordu.
Özellikle son 3K – asfalt sıcağında…

Fakat yine her metresinin hikayesine, her adımına degerdi..

Yarış resmi sonucu ne bilmiyorum, Garmin 5.51 Pace – 2.01 diyor.
Güzel…

Yanlarında koştugum demir adamlar ve demir kadınlar… Ellerinizden opuyor, saygıyla şapka cıkartmak istiyorum. Biz, bu ortamı, 3 kişi boyle yasadıysak, siz neler hissettiniz ki…

Finishe elele girdik takım olarak. Arena MCT diye inledi. O an, gururdu…

Bir gün bisiklete binmeyı doğru düzgün oğrenirsem yapmak ister miyim, belki..

Çok istersen neyi yapamazsın ki…
Neye ozen gösterdin de, senı kucaklamadı,
hangi tohumu suladın da meyve almadın kı..

Ama kalbim neye atıyor diye baktigimda şu an, hala…. yine 42.195 hep 42.195… :)

#gloriaironman #mypassionmyrun #mct  #relayteam#halfmarathon #runnerscommunity #ironman703

Ps ; insan iyi bir ekiple dunyaları devırır. @ecesuerenok ve Suleyman… Karar verdik, yine yapacagız

14671227_10154360582174724_1265919920113831719_n

42.195- Bir çömezin gözünden her 100 metre bir hikaye…

 

49Çok paylaştım biliyorum ama yaz diyen parçamı susturamadım. Bir de 4 saat uçuş olunca…

İnsan kendine şahitlik ettiği bazı anları paylaştıkça çokluyor. Ben öyleyim en azından. Bu huyun zararını da gördüm, faydasını da ama elimde değil… An’lar yazıyla daha güzel… “Duygu şimdiki zamana muhtaçtır, o an geçtikten sonra sayfa kapanır, hikaye sürer…” 

Pessao’yu anarken , sıcak sıcakken ilk maratonun hikayesi…

Sabah 6:00 Yarış günü. Severim ben uykuyu, bu defa alarmı ikiletmedim. Zaten alarm da finish için seçtiğim şarkı…Adrenalin ne garip şey. Damarlarında dolanmaya bir kere başladığında, algıların, enerjin, reflekslerin, her şey değişiyor. Hazırlık, kahvaltı, bir önceki günden ayarlanan taksicinin 3. kere aranması, kontrol, tekrar kontrol, bir daha kontrol derken otelden çıkmamız lazım. Çünkü yollar kapalı. Taksici girebildiği kadar ara sokaklara girerek, bizi Olimpiyat Stadyumuna 10 dakika yürüyüş mesafesinde bir sokağın başında indiriyor.

Güzel…Isınırız hem yürürken, fakat o nasıl bir soğuk… İçim üşüdü. Heyecan mı, gerçekten mi soğuktu bilmiyorum ama ellerim uyuştu. Bir de sürekli “kesin bir şey unuttum” endişesi.

Çip, numara, saat, telefon olsun yeter, gerisi hallolur ama çömeziz işte, hazır mıyım, tamam mıyım diye 25.000. d52efa kontrol ediyor zihnim her şeyi.  Kenya, Etiyopya ekolu nasıl yapıyor boş boş, hiçbir malzeme olmadan… Bize baksan, tam techizat ama 2 katı yavaş koşuyoruz… Yolda bunlar var zihnimde. Helal olsun. 4 saat 25 dakikada koştuğum yolu, 2.05’de bitirip Amsterdam rekorunu kırdılar…

Stada varıyoruz. 45.000 koşucu, 13.000 gönüllü. Bir stadyum dolusu insan işte… Sesler, renkler, yüzler, iyi dilekler, ısınmalar, fotoğraflar…

18Yeşil alanı bulmam lazım. Beşinci zone’dayım, çünkü 4,5 saatte bititirim diye beyanım var. Bitirmezsem asmazlar ama neticede bir söz vermişsin :) Gerginlik…. Hem inanıyorum, hem şüpheliyim. 36 koşmusum Caddebostan sahilde boş boş, yuvarlansam biter sonraki 6KM ama beden bu, bir tık etse dizim, ne bileyim bir yanım tutulsa…

Her şey beyinde diyoruz ya, belki artık klişe bulduğumuz bir laf… Bunun gerçek olduğunu yine en çok koşarken deneyimledim. Yapamam dediğin antrenmanı zihninde birşeyleri değiştirerek çıkartmak, ya da performansının en iyi olduğunu düşündüğün bir günde, kafana takılan küçücük bir şey yüzünden, koşamadan eve dönmek… İnanalım buna.. Zihin.. Zihni toparlamak.. İnanmak…

Yeşil alandayım! Hem zıplıyorum, hem kuralları hatırlatıyorum kendime.

3 kural koydum başlamadan. Ne olursa olsun unutma bunları Gozde…

  • Kimseyle yarışmıyorsun, kendini deniyorsun, hırs yapma, yavaş başla, hedef pace’den şaşma.
  • Bedenin gitmiyorum derse, vazgeçeceksin…
  • Tadını çıkar.  İlk maratonun, bir kere….

Üçünü de yaptım, yapabildim sanıyorum… Sonuncusu çok önemliydi. Koşmanın bana öğrettiği, ya da geliştirdiği en önemli şey belki de… Geçmişte yaşamak, ya da gelecekte… Kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülük. An! An! An! Kalmayı bir başarabilsek…

Kural tekrarı devam ederken içimde,  çok ani geldi ve start atışını duydum… İşte o an gerçekten gülümsedim sanırım… Buradayım işte. Başladık mı gerçekten? Başladık. Hadi…

Fakat ilk km bitinceki sürprizi de bir o kadar “harika” oluyor.

Sol bacağımda muthiş bir kasılma hissediyorum. Taş o bacak taş! Nasıl olur ki? Hiç olmadı antrenmanda.. Isınmadım mı, ters mi bastım, n’oluyor ki derken anladım ki zorlamamam lazım çünkü devam ederse kilit, hissediyorum. Zor bir karardı o an durmak. Bir agaca dayanıp esnemeye başladım. Fakat daha 2’lerde olduğumuz için de enteresan bir görüntü sağa sola. Bunu 30’lardan sonra yaşasan tamam da, 2 nedir? İnsanlar koşarken el işareti yapıyor iyi misin diye.. İyiyim diye bağırıp esniyorum. Moralim bozuldu. Burada mı bırakıyorum yahu dedim. Rezillik! O kadar çalışma…

Sonra saatten baktım, bütün bunlar birkaç dakika sürmüş, bana asır gibi geldi.

Devam etmeye başladığımda kasılma olduğu gibi oradaydı. Fakat 5-10 dakika sonra geçti kendi kendine.. Neden oldu hala bilmiyorum.

25K- 20K arası.Bu kadar su gibi mi akar…Hızlı gitmiyorum, yavaş da gitmiyorum. Hedefteyim. Düşünmedim ama çok şey hissettim… Karar verdiğim anlar oldu. Koşarken geride bıraktığımı fark ettiklerim… Kendimizi eğer her an yeniden tasarlama gücümüz varsa, bunu en çok yaşadığım kilometrelerdi…

Organizasyon için ne yazsam, ne desem boş. Çok organize, çok düşünülmüş bunların hepsi tamam ama milyonlarca lira verip satın alamayacağın değerler var içinde. Sıfır maliyetli, dokunuşlar…Evlerinin önüne koşucular için yiyecek, su sıralayan insanları satın alamazsın mesela. Veya saatlerce ayakta durup bir pankart tutan vatandaşı satın alamazsın…Gönüllü ekibin dışında o gün gönüllüydü Amsterdam…

Ormanın içindeki arazileri saymazsak, bir kilometre alkışsız, müziksiz geçmedi…

Bir de, nehirde üzerinde canlı şarkı söyleyen sanatçı olan bot dolaştırmak nedir? Bakmışlar, birkaç km, arazide müzik koyacak yer yok. Bot tutmuşlar. Canlı muzik bildiğin, yanında geçiyor, sen koşuyorsun…

Harika evler, parklar, koprüler, yeşillikler…

Tazelenme alanları, istasyonlar, 60-70’lerinde gönüllüler, ve sana o muzu hayatının en önemli anlarından biri olduğunu bilerek uzatmaları, öyle atar gibi değil…. Bilerek…

Destek… Ne büyük şeysin! Ne merhemsin….Ne çok aldım, ne çok minnet duydum.

20’lerden sonra bel ağrısı var biraz. Sol dizde sızı ama dayanamayacağım gibi değil. Esnemeyi hiç ihmal etmedim.Hırs yapmaya müsaittir mizacım, eksik yönümdür…Yapmadım.Durdum, esnedim, 30 saniye maks.

Pace değiştikçe, yanında koştuğum insanlar da değişti.Kanserden kaybettiği kızı için koşan bir adamla, sol kolu  kırık olduğu halde hazırlandığı bu güne gelen bir kızla, farklı ülke, ırk, yaşlardan onlarca insanla yanyana nefes aldım…. Hayatım boyunca unutamayacağım dakikalardı. Metreleri tek tek, her adımı basa basa yaşadım… Neden bu kadar tutkuyla bağlandım bu meseleye diye bakınca, o anları hatırlıyorum yine… Hayat, daha çok hayat…

30’larda fotoğraflar değişti. En çok savaştığım yer 30-33. İyiydim ama gördüklerim değişti. Kusanlar gördüm, bırakanlar, düşenler… Kiminin omzuna o an, orada olanlar, bizler dokunduk kimine sağlık görevlileri. Zihnimde savaştı…

33- 38K…

Toparlandığım yer…. Pastanın kirazı olacak maraton demişti bir arkadaşım. Hazırlık süreci psikolojik olarak da fiziksel olarak da yıpratıcıydı. Maraton da yıpratacak sanıyordum.. Öyle olmadı. Kremasıydı, ödüldü… 35’leri görünce maraton finish listesini açtım. 25 şarkı var. En çok dokunanlar bana… En hızlılar değil, bir an hatırlatan, 6 aydır devam eden süreci tek tek gözümün önüne getiren, bende yeri olanlar… Müziğin ne garip bir gücü var…

Hadi kızım! Hadi kızım! Enterasandı ama hızlanmaya başladım…

Ve 38 Sonrası.. Biliyor musun 4KM kaldı.

Hani çekirdek diye yedin ya çalışırken, o 4 KM işte…Uçtum…. Pace’leri kontrol ettim sonra, 5’lere çıkmışım. O kadar da hızlı değilmiş yani. Ama bana uçmaktı… En güzel, en şeker anı.. Bekleneni, hayal edileni…

Breathe-Thomas Bergersen. Kaç kere dinledim bilmiyorum.

Santorini – Live… Defalarca. Hiçsin ve her şeysin…

Sonra bir köşeyi döndük ve stadyum göründü.

Alkış, çığlık…. Atlet gibi hissetmek isterseniz, koşun. 5-8-10 fark etmez. Bir yarışa katılın ve koşun….

Danışmanım ben. 2 yıl önce 1,5 paket sigara içiyordum, hayatımda hiç spor yapmadım. O gün, orada atlettim. Sağlıklıydım. Ve olabileceğimin en iyisiydim. Yapabileceğimin en iyisi…

Son metreler, musluklar açıldı. Fakat ağlayamıyorum çünkü o pankartlar nedir?

“Kenyalılar bütün biraları içiyor, çabuk olun” nasıl bir pankarttır?

“Bu kartı tutmak için 5 ay antrenman yaptım” nedir?

Gülüyoruz. Biz 20 kişi kadar girdik finishe, gülüyoruz…

Hemhal…

Biraz yavaşladım. Yerim pace’i. Benim anım, benim finish’im…

Nefes al. Millet yüzlece kilometre koşuyor, 42 hiçbirşey değil ama senin!

Bur62adayım.

Şu an!

Son 50 metre…


Elimi kaldırdığımı hatırlıyorum. Gökyüzüne baktım.

Gülümsedim.

Sahip olduklarıma, olmadıklarıma, olacak olana, olup bitene, sevdiklerime, babama, hayata… Babamla paylaşmak çok isterdim… Umarım bizi görüyorlardır bir yerlerde… İçimde onun onayını arayan parçamla çok savaştım, yıllarca belki. Artık o savaşın bittiğini ve yerini sadece paylaşma isteğine bıraktığını görmek, büyümek galiba…

6Behice, Burç, Özgür, Göker, Anne… Ailem… 

Tarif edemem orada olmanızın anlamını. Karşılamanızı… 6 ayı benimle birlikte yaşadınız. Nazımı çektiniz. İlgilenemediğim, kendime döndüğüm anlar oldu, anladınız. Duydunuz. Omuz verdiniz… Her metremde vardınız… Daha bir dolu yolumuz olsun… Birlikte hikayelerimiz olsun…

Dostlarım, arkadaşlarım, MCT, IODA… Hayatımda yeri olan her yerden, güzel insanlardan, çok büyük destek aldım… İsim sayamayacağım kadar çok insanın enerjisini hissettim. Kadınların en çok ama… Acayip güçlü kadınlar var benim hayatımda. Bir defa daha gördüm bunu… Öyle kadınlar ki, dünyalara bedel…

 

Özgür Tetik ve İstanbul Running Academy… Haftada 5 gün nedir diye söylendiğim oldu, bu antrenmanlar çok zor dediğim oldu, neyi neden yapıyoruz diye mızmızlandığım oldu ama daha doğru çalıştırılamazdım sanıyorum…  Teşekkür ederim…

Dokunan, parçası olan, hiç önemli değildir ama benim için önemli olduğunu bilen herkese teşekkür ederim…

Şimdi ne yapacaksın diye soran çok arkadaşım var :)

Bildiklerim var ve henüz bilmediklerim…

Emin olduğum, yol aldıkça, kalbim çarpsın… 

42.195. Teşekkür ederim…

Gözde

 

https://www.facebook.com/media/set/?set=a.10154345623554724&type=1&l=020f899e1c

“The Art of Presence for OD Practitioners

We have just hosted a session with title “The Art of Presence for OD Practitioners.

More than happy to find this opportunity to represent #iodaturkey and share great OD interventions %100 Turkish.

Our pockets are so full with our learnings and the diversity inside…

It could not be possible without @ozlenkrcl and wonderful global members of @iodaturkey

Thanks to everyone who’s with us.

#iodaturkey #futureforward#globalsummit#leadcommitgrowact

14034980_10154188078179724_6241901858944354857_n IMG_9323 IMG_9278 IMG_9280

Hazırız, heyecanlıyız… IODA Global OD Summit India

1

Hindistan’daki 4. Günümüze, sağlıklı, keyifli, yorgun ve heyecanlı girdik.
Şu ana kadarki deneyimimiz’i FAZLA kelimesi ile tarif edebiliriz sanırım.
Delhi, fazla derin, fazla karışık, fazla kalabalık, fazla lezzetli, fazla farklı, fazla güzel…
Yazarak paylaşmaya çalışıyoruz.
Bize iyi geldi…
Bütün ses, koku, korna, insan, kıyamet halinin içine girmeyi ve anın parçası olmayı başarabilirse insan, muhteşem bir deneyim…

Tek Tanrı tanıyan’la, 33 milyon Tanrısı, Tanrıçası olan yan yana…
Son zamanlarda ne yazık ki kendi topraklarımızda deneyimlediğimiz kabulsuzluk, tahammülsüzlükten sonra iyi geliyor hayatı böyle görme hali…
Ziyaret edenlerin bildiği, hayatın kabulüne dair bir şeyler var burada.. Derin.
Gürültü ve tozun altında parlayan Taj Mahal gibi. Kaotik trafiğin akıl almaz düzeni gibi…
Görülmeyen ama havada…
Tüm fazlası ve topraklarından çıkardığı bilgeliğin ışığıyla, güzel…

Şimdi yeni bir FAZLA başlıyor :)
Fazla heyecan…
Konferans zamanı geldi.
Bugün Delhi’den konferans şehri olan Mysore’ye uçacağız.
Lokumlarımızı, bayraklarımızı aldık. Sunum hazır.
Tanışmak, anlatmak, paylaşmak, sormak, merak etmek, öğrenmek için bütün algılarımız açık.

Şu ana kadar bu organizasyona emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkürler.
Türkiye’de yapılan harika işleri ve enerjimizi umarız buraya aynı tazeliği ve heyecanıyla yansıtabiliriz.

Paylaşmaya devam…
İletişimde kalmak üzere

Güzel bir hafta dileğiyle;

Gözde & Özlen

PS: Sosyal medyada takipte kalmak için #iodaturkey & bazı fotoğraflar : https://www.facebook.com/IODA-T%C3%BCrkiye-Uluslararas%C4%B1-Organizasyonel-Geli%C5%9Fim-Platformu-346509475538351/?fref=ts :)

Global OD Summit- On the way…

To proudly represent our beautiful country, give our speech, share and learn breakthrough thoughts, we are finally ready!

The 31st IODA conference organised at Mysore, India is just few days ahead…

Rousing speeches, extravagant bollywood night, exciting performances, thought-provoking panels, and the chance to meet amazing people…


14039960_10154175299369724_737752212056222757_n
14068145_10154175299409724_16199934260723622_n 14079602_10154172406924724_2333318765557166226_n 14100445_10154175299249724_6893332078245754233_n

Alışkanlıkları Yeniden Gözden Geçirme Alışkanlığı

#biraybirtema


power-of-habit-500Değişim hızlı ve kolay olmayabilir. Ama zaman ve çabayla, yeniden şekillenmeyecek hiçbir alışkanlık tanımıyorum.
Charles Duhigg, The Power of Habit: Why We Do What We Do in Life and Business

Bir ay Bir Tema’da bu ay, “yaptıklarımızı neden yapıyoruz” sorusuna cevap neler var diye bakıyorum.

İkinci paylaşım ; Charles Duhigg’den ‘Alışkanlıkların gücü’ kitabından gelsin. Kitap, alışkanlık kavramını tanımlamak ve bizi prangalayan alışkanlıkları değiştirmeyi başarmak üzerine yapılandırılmış. Her anımız alışkanlıklarla dolu… Sabahki rutinlerimiz, günün belirli saatlerinde yediklerimiz, akşam saatlerinde yapmayı seçtiklerimiz, seçtiğimiz yollar, kabullendiğimiz yöntemler, hatta bazen ilişkilerimiz bile.

Oysa alışkanlıkları değiştirme alışkanlığına ihtiyacımız var.

(Diğer paylaşımları görmek isterseniz; https://gozdeberber.wordpress.com/bir-ay-bir-tema/ 

Kitabı okumayı seçerseniz, alışıldık kişisel gelişim kitaplarından daha farklı bir dille anlatılmış hikayeler ve çarpıcı örnekler bulacaksınız.

En özet haliyle yazarın önerisi şu; 

Bir alışkanlığı değiştirmek istiyorsan; 

  • Basit ve açık bir işaret bul. Yani rutinlerini tanımla. Ne zaman, hangi durumda, ne şekilde bu alışkanlığı seçiyorsun. 
  • Ödülleri net bir şekilde tanımla. Bu alışkanlık sonunda elde ettiğin gerçek ödül ne? Televizyon seyretme alışkanlığında gerçek ödülün kaçış olabilir. Buzdağının ardına bakmak, bir alışkanlığı devirmek için şart. 
  • Arzu yarat. Yerine yeni bir ödül koy. İnsan beyni, ödül odaklı çalışır. Yeni ödülünü tanımlamazsan, eski döngüye girmek çok ama çok kolay. 

Hızlıca bilgi sahibi olmak isteyenler için; 

http://charlesduhigg.com/wp-content/uploads/2012/02/A-guide-to-changing-habits.pdf

http://charlesduhigg.com/the-power-of-habit/

Bir ay bir tema

bi'ay,bi'temaBir ay bir tema’nın Nisan ayı konusu; yaptıklarımızı neden yapıyoruz? (Why we do, what we do) 

Bir hatırlatma olarak; #biraybirtema kendi kendine süren bir öğrenme yolculuğu. Her ay değişik bir tema gündemde ama sadece bazıları paylaşılıyor. Gönlüm isterdi daha çok paylaşayım ama şu an öncelikler arasında daha çok okumak olunca, paylaşmak ikinci planda kalıyor : ) Önceki ayları merak ederseniz, alt sayfalardan okuyabilirsiniz, hatta ne çok mutlu olurum var olan yorumlarınızı iletirseniz… https://gozdeberber.wordpress.com/bir-ay-bir-tema

Burada parantezi kapatarak, neden bu tema bu ay’a geleyim…

Hani bazen olur ya, ah bunu ben neden yaptım dersiniz. Ya da ne güzel oldu da yaptım ama neden yaptım acaba diye sorarken bulursunuz. İşte tam da bu yüzden… Düzenli olarak karşıma güzel şeyler çıktı bu konuda. Şimdilik burada bir parça özetliyor olayım.

İlk paylaşım, Tony Robbins’ten gelebilir. Kendisinin pek fanı olmasam da, 6 temel insan ihtiyacına dair özetini kuanthony_robbins_6_human_needsvvetli bir yaklaşım olarak görüyorum.

Aşağıdaki yazının tamamı kendi konuşmasından alıntı… Arada bir değerlendirmekte fayda olabilir.

Sahi, yaptıklarımızı neden yapıyoruz? 

1. İhtiyaç: Kesinlik, Eminlik (Certainty/Comfort)

Herkesin rahat edebilmesi, acıdan uzaklaşabilmesi için kesinliğe ihtiyacı var. Nasıl elde ediyoruz? Herkesi kontrol ederek, bir yetenek geliştirerek, her şeyi bırakarak, sigara içerek… Hepimizin ‘kesinlik’ ihtiyacına ihtiyacımız var. Sağlığımızdan, çocuklarımızdan, kazandığımız paradan emin olmalıyız ki
emniyette hissedebilelim. Ama ironik olarak tamamen hiç bir şeyden emin olamıyoruz, kim şu an da tavanın çökmeyeceğini garanti edebilir. Herşeyden tamamen emin olduğumuzda da ne hissediyoruz?, eğer ne olacağını, ne zaman olacağını, nasıl olacağını, neyle sonuçlanacağını bilirseniz nasıl hissedersiniz? Sıkılırsınız. O yüzden Tanrı bize ikinci ihtiyacı verdi,‘bilinmezlik’

2. İhtiyaç: Bilinmezlik (emin olmama, değişkenlik) (Variety)

Değişikliğe, farklılığa ihtiyacımız var. Sürekli aynı işi yaptığınızı düşünün. Aynı anda, aynı şekilde, aynı düzende. Ne hissedersiniz?  Bilinmezlik ihtiyacımız, bazı davranışlarımızın altında yatan neden…

3. İhtiyaç: Önemli Olmak (farklı, anlamlı olmak) (Significance)

Hepimiz, farklı, özel olduğumuzu hissetmek istiyoruz. Bunu daha fazla para kazanarak yapabilirsiniz, ya da daha fazla ruhsal olarak gelişerek yapabilirsiniz ya da kendi yolunuzu bulabilirsiniz.

Şiddet, ne yazık ki çoğunlukla bu ihtiyaçtan doğuyor. Kötü bir mahallede yaşayan ben eğer başına bir silah dayarsam hemen o an senin karşında çok önemli biri oluyorum. 0 ile 10 arasında bir değer koyarsak 10 derece önemli oluyorum o anda.

Oysa “önemli” olmanın milyonlarca farklı yolunu bulabilirsiniz.

Asıl ihtiyacımız olan bir diğer ihtiyaç ise;

4. İhtiyaç: Bağlantı, ilişki, sevgi (Connection/Love)

Hepimizin buna ihtiyacı var. Bu ihtiyacımızı sıkı dostluklarla, arkadaşlıkla, doğanın içinde yürüyerek, dua ederek karşılayabiliriz.

Bu sayılan 4 ihtiyacı her insan karşılamak için bir yol bulmalıdır. Kendini kandırsan da ya da mükemmel bir karaktere sahip olsan da. Bu ilk 4 ihtiyaç kişiliğimizin ihtiyaçlarıdır.

Ama diğer iki ihtiyaç insan ruhumuzun ihtiyaçlarıdır. İşte burada tatmin olmak devreye giriyor.

5. İhtiyaç Büyüme (Growth)

Büyümelisin ve gelişmelisin. Eğer sen büyümüyorsan ya da ilişkin büyümüyorsa, işin büyümüyorsa sonuç ne olur? Hepimiz biliyoruz cevabı, küçülürüz. Ben şuna inanıyorum, büyümemizin sebebi dışarıya bir şeyler verebilecek potansiyele ulaşmaktır. Çünkü sonuncu ihtiyaç;

6. İhtiyaç: Katkı, Kendimizden Ötesine Katkıda Bulunmak (Contribution)

Şunu fark ettiğimizde her şey daha güzel olacak…  Biz vermek için varız. Herşey, ben değil biz ile ilgili…

Bu bakış açısıyla bakarsak; biz, yaptıklarımızı , neden yapıyoruz? 

#biraybirtema

Zirveden kısa kısa 

 İK Zirvesinde belki binlerce tweet atıldı ama bende yer edenler… #ik2016 @ikzirvesi  

2016 İnsan Kaynakları Zirvesinden, Akılcı Sorular

Kocaman bir İnsan Kaynakları Zirvesinin 1. gününü geride bıraktık.

Yazacak çok şey, düşünülecek çok fikir, ilham alınacak çok konu var ama tema Akılcı Sadelik olunca, zihnimde de sadeleşebilmek için, sadece sorular biriktirdim gün boyunca.

Zihinlerimizin bir yerinde tohum olmayı seçenler, zamanı gelince adımlara, projelere, uygulamalara dönüşecektir.

Aslında çoğu, sadece insan kaynaklarını değil,  hepimizi ilgilendiren sorular;

  • Etraftaki değişimin hızına eşit, ya da ondan daha hızlı öğreniyor musun?
  • Yetkinliklerin artık geçerli olmadığı bir dünyada, kendini hangi bakış açısıyla geliştirebilirsin?
  • Dinlenmemiş ve karışık bir beynin yıkıcı sonuçlara yol açabileceğini biliyor musun?
  • Birşeyleri oyuna dönüştürerek, basitleştirmeyi ve böylece yaptığın işe keyif katmayı başarabilir misin?
  • Kontrol edilemeyeni kontrol etmek için çaba harcadığın zamanları azaltabilir misin?
  • Artık önemli olanın değişime adaptasyon değil, değişimi başlatan olmak gerektiğini biliyor musun?
  • Bir duvar ördüğünde neleri dışarıda bıraktığının farkında mısın?
  • Güvenli belirsizliği kucaklamaya ne kadar hazırsın?
  • Kendin için yıkıcı yenilikçiliği ne kadar hayata geçirebilirsin?
  • Kendine akıllı sorular soruyor musun?
  • Senin için ayırtedici olan güçlerin hangileri ?
  • Hayatında neleri gerçekten bırakabilirsin?
  • Çocuk merakı ile nelere farklı bakabilirsin?
  • Bilinmeyeni ne kadar kucaklayabilirsin?

Ve benim favorim;

Bu Dünyayı daha iyi bir yer yapmak için, akılcı bir yaklaşım ve sadelikle farklı neyi yapmaya gönüllüsün?

#ik2016

Capture

 

Ben aslında kimim? Cem Mumcu

Güçlü olduğumu hissetmek için başkalarının güçsüzlüğüne ihtiyaç duyuyorsam,

 

Zeki olduğumu tanımlamak için bile bir diğerinin aptallığına ihtiyaç duyuyorsam,

 

Barış yanlısı olmak için diğer tarafın şiddetini körüklemek zorundaysam,

 

İnancımın varlığını kendimle ilişkim üzerinden değil karşımdakinin inanmaması üzerinden gösterebiliyorsam,

 

Bir biçimde mensubu olduğum ırkın değerlerini tarif etmek için başka ırkların değerlerine saldırmak ihtiyacı içindeysem,

 

Mağduriyetimi göstermek için zalimler oluşturmak zorundaysam,

 

Suçsuz olduğumu göstermek için suçlulara ihiyaç duyuyorsam,

 

Kendi haklılığımı diğer tarafın haksızlığı üzerinden tanımlıyorsam ve bunu yaparken yeni haksızlıklar yapıyorsam,

 

Kazanmak kelimesinden anladığım başkalarının kaybetmesiyse,

 

Kendime ait beğenileri ve zevkleri, “yüksek” olarak tanımlamak için diğerlerininkini aşağılamak durumundaysam,

 

Özgürlüğü sadece kendim için talep ediyorsam ve bu başkalarının özgür olmamalarını gerektiriyorsa,

 

Dostluğu tanımlamak için düşmanlara ihtiyaç duyuyorsam,

 

Sorumluluk ve özgürlük kelimelerinin ayrı yerlerde durduğunu sanıyorsam,

 

Karşı taraf olarak gördüğüm tarafı tahrik ederek aslında bizzat inşa ettiğim  olumsuzluklarda kendimi de görmüyorsam,

 

Maruz kaldığım silahı kullanmakta ustalaşıyor ve gözümü kırpmadan ben de kullanıyorsam,

 

Başkalarının tâbi olduğu düşünce sistemleriyle ve inanışlarla ilişkilerini aptallıkla veya kandırılmışlıkla işaretlerken kendiminkileri akıllı ve özgür seçimler olarak tanımlıyorsam,

 

Dik durmak kadar eğilmeyi de görkemli bulmuyorsam,

 

Gücümü içinde bulunduğum çoğunluktan ve içinde bulunmadığım tarafa sadece karşıt olmaktan alıyorsam,

 

pokKendimi tanımlamamın her aşamasında karşımdakine ihtiyaç duyuyorsam,

 

Ben aslında kimim?

 

cem mumcu, 23. 6. 2013