Dünya nasıl daha iyi bir yer olur?

Açlığı, fakirliği, iklim değişikliğini, cinsiyet eşitsizliğini, şiddeti, tüm Dünya’da, her yerde yaşanan kaosu  bitiremeyebilirim. Hükümetler sesimi duymayabilir. Dünya beni görmeyebilir. Küçücük ve etkisiz olduğumu düşünebilirim. Her gün, her haberde yeryüzünün bütün kötülüklerine rastlayabilirim. Bütün bunlara kendi gözlerimle şahit olabilirim. Şahit olduklarımı durdurmak için çaresiz hissedebilir, sadece “birşeyler yapma” isteğim için yöntem bulamayabilirim… Doğusundan batısına çivisi çıkmış Dünya karşısında tek başıma hissedebilirim. Ellerim bağlı, sessiz ve soluksuz kalabilirim…

Ancak şunu unutamam. Unutmayalım.

1

 

 

 

IODA Türkiye’de Bu Hafta…

Bu ekip 27 Kasım’da Cuma demedi, trafik demedi, IODA – Uluslararası Organizasyonel Gelisim Platformu Turkiye icin buluştu.

Hayallerimizi konuştuk, planlarımızı konuştuk, zirveyi konuştuk, insan, organizasyon ve gelisimi konuştuk…

Ve her an fark ettik ki hem konuşacak, hem üretecek daha çok şeyimiz var.

Katılan ve destek olan bütün dostlarımıza teşekkürler..

Sırada, IODA Türkiye Strateji ve Gelecek Çalıştayı var. Harika bir ekip kolları sıvadı. Detaylar gelecek…

Bizi takipte kalın :)

#iodaturkey#odnioda15 #hr #hrm #orgdev #organizasyonelgelisim#ngo#management #lead #grow #commit #act12279131_451849925004305_6060982590890083769_n 12301597_10153553981824724_5253167665543508854_n 12308720_452058731650091_7944792526233503986_n 12313834_10153554034809724_469128333735461634_n

Dünya Organizasyonel Gelişim Zirvesi ve IODA Türkiye’den haberler


IMG_20151025_11265717-20 Ekim tarihlerinde Portland’da, OD Network ve IODA tarafından organize edilen zirveyi, blog ve sosyal medya hesapları aracılığı ile düzenli olarak paylaşmaya çalışmıştım ancak zirvede öne çıkan konuları ve IODA Türkiye’nin gelişimini yazmaya ancak vakit bulabiliyorum…

IODA- International Organization Development Association-1,5 yıl önce, Dünya’da Organizasyonel Gelişim (OD) alanında neler oluyor diye internette gezinirken karşıma çıktı. Konuyla ilgilendiğimi Globale yazdığımda, çok yakın bir ilgiyle karşılaştım, IODA’yı, misyonunu, bu alanda yaptıklarını ve yapmayı planladıklarını büyük bir açıklıkla paylaştılar. Türkiye’de bu oluşumu kurma fikri ise, şu an IODA Türkiye için birlikte çalıştığımız ekiple konuşurken şekillenmeye başladı. Buraya yazının sonlarında değineceğim :)

Organizasyonel Gelişim’in tanımı, tarifi ne yazık ki Türkiye’de hala yeterince netleşmiş değil. Bir çok organizasyonda, “İnsan Kaynakları” ya da “Eğitim Aktiviteleri” olarak algılandığı malum… Oysa Organizasyonel Gelişim, çalışan gelişimi, İK, öğrenme gibi başlıkların tamamını elbette kapsayan, ancak tüm bu başlıkların ötesinde, organizasyonun bütünsel etkililiğini ve verimliliğini artıracak, süreç, sistem gelişimini içeren , planlı, uzun dönemli ve sistematik çalışmalar bütünü olarak tarif ediliyor. (http://www.sagepub.com/sites/default/files/upm-binaries/41238_1.pdf)

Bu zirveye hem konuşmacı olarak katılmak, hem de gerçekleştirilen keynote’lar ve atölye çalışmalarını dinlemek, muazzam bir deneyimdi.

2222

Önce 13 farklı ülkeden katılımcı ve konuşmacının yer aldığı zirveden bende iz bırakan başlıkları aktarayım; sonra IODA Türkiye’de neler oluyor’dan bahsedip, yazıyı kapatacağım :) 

  • Zirve, Our Field, Our World, Our Impact temasıyla gerçekleştirildi. 3 gün boyunca, aşağıdaki sorulara cevap aradık.
    • Bugün, OD alanında karşılaştığımız zorluklar, öne çıkan başlıklar ve ikilemler neler?
    • Şu anda yerel ve uluslararası organizasyonlara OD uygulamaları, araçları ve yöntemleri ne sunuyor? Neler sunabilir?
    • Organizasyonlarımızda ve Dünya’da pozitif değişimi nasıl tetikleriz?  Özellikle son soruyu, şu an Dünya’daki neredeyse tüm ülkelerin içinden geçtiği sorunlar sebebiyle çok önemli buluyorum. Çünkü inanıyorum ki, insanlar aracılığı ile organizasyonları, organizasyonlar aracılığı ile Dünyayı değiştirmek mümkün…
  • Zirve’de Edgar Schein, Barbara Benedict, Adam Kahane, Elizabeth Hunter gibi, bu alanın gurularını dinlemek eşsizdi…
  • Değişim süreçleri, organizasyonların değişime verdiği tepkiler, değişimi kolaylaştırmanın yöntemleri, farklı ülkelerdeki OD ve İK profesyonellerinin ortak noktası gibi görünüyor…
  • Liderlik, artık hiçbirimiz için öne çıkan bir başlık değil. Bu konu çok konuşuldu, çok masaya yatırıldı ancak üzerinde hemfikir olunan şey, liderliğin, organizasyonlarda liderliği destekleyecek sosyal ve yapısal faktörleri geliştirme konusu ile birlikte ele alınması… Yani organizasyonumda liderler yetiştiriyorum demek yetmiyor. İnsanların liderlik gösterebileceği ortamlar nasıl yaratırım? sorusuna odaklanmak gerekiyor.
  • Kurumsal Girişimcilik, yine bu alanda çalışan profesyoneller ve danışmanlar olarak ele almamız ve üzerine eğilmemiz gereken bir konu. Zirve bu alanda, burada tarifleyemeyeceğim kadar çok bilgi içeriyordu. Ancak özet olarak, şunu söyleyebilirim, sadece organizasyonların değil, Dünya’nın cesur ve değişim yaratacak girişimcilere ihtiyacı var. Burada girişimcilikten kasıt, gidip şirket kurmak değil. Değişim gereken yerde, değişimi tetikleyebilmek, başlatabilmek… 
  • Zirvede, bir çok farklı araçla tanışma fırsatım oldu. Bunları paylaşmak için büyük bir heyecan taşıyorum…
  • Kendi sunumum doğal olarak en çok heyecan taşıdığım andı :) Future Shades of OD başlığı altında, alanımızı etkileyen trendleri, gelecekte karşılaşabileceğimiz global zorlukları konuştuk ve WORLD CAFE yöntemiyle, bir çok farklı ülkenin sesini duyduk…

3

 

Yani öğrendim… Dolu dolu geçen, yorucu ama bir o kadar da doyurucu bir zirveydi. Seneye zirve Hindistan’da :) 

IODA Türkiye ekibi olarak, sunumdaki çıktıları, katılma fırsatı bulduğum workshopların sunumlarını, Portland ve Zirve deneyimini, 27 Kasım akşamı, IODA Türkiye üyeleri ve ilgilenen tüm OD, İK profesyonelleri ile paylaşmak üzere hazırlık yapıyoruz.

Eğer katılmak isterseniz, sadece bir e-posta iletmeniz yeterli… info@iodaturkey.org 

IMG_6221

Ve IODA TÜRKİYE 

Lansmanı yaptığımız günden beri, o kadar güzel tepkiler aldık ki, doğru yolda olduğumuzu hissediyoruz.

9 Ekim’de güzel bir ekiple biraraya geldik ve hayalimizi ilk onlarla paylaştık…

Neden IODA’yı Türkiye’de mesleki bir gelişim platformu olarak kurmak istiyoruz, bugüne kadar neler yaptık, neler yapabiliriz paylaştık. Fikir aldık, danıştık, tanıştık…

Bu ekip, IODA Türkiye’nin ilk önemli halkası olarak şimdi komite çalışmalarına başlayacak…

IMG_6205

Bilmeyenler içinse, “Neden IODA Türkiye?” sorusunu yanıtlayarak başlamak sanıyorum daha doğru olur. Çıkış noktamız, aşağıdaki alanlarda gördüğümüz ihtiyaçlardan doğdu.

-OD dünyasını derinlemesine tanımak, tartışmak

– Trendleri, en iyi uygulamaları, yerel ve global bakış açılarını anlamlandırmak

– Bu alanda bireysel ve kurumsal gelişimi desteklemek

-Öğrenmek ve network oluşturmak 

Kar amacı gütmeyen bir platform olarak, OD profesyonellerini, danışmanları, İK Uzmanlarını bu uluslararası organizasyonun Türkiye ayağı olarak biraraya getirmek, hepimiz için paylaşma, öğrenme, gelişim fırsatları yaratmak istiyoruz.  

IMG_6217Lansman’da yaptığımız sunumu bu linkten görebilirsiniz. Lansman-Sunum-FinalVersion

Türkiye’nin ilk uluslararası OD platformunu birlikte büyütmek, Organizasyonel Gelişim alanınında, Türkiye’den düşünce liderleri yetiştiren global bir network olmak (Neden olmasın? :) ufuk hedefini taşıyoruz.

Zirve ve IODA Türkiye hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz, konuşmaktan, tanışmaktan, yazışmaktan memnuniyet duyarım.

Paylaşacak çok görsel, çok hikaye var, bir kısmını buraya ekleyebildim. Diğerlerini IODA Türkiye sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz. Arzu ederseniz, 27 Kasım’da birlikte olalım…

Görüşmek dileğiyle :)

Gözde

  • IODA Turkiye Instagram:@iodaturkey
  • Twitter: @iodaturkiye
  • Facebook 

 

 

 

 

i

OD World Summit 2015, Portland

2222

 

Presenting to OD professionals from companies like Starbucks, Nike and Walt Disney… Such an experience :)

It was my first time facilitation in United States, a room full of 13 different countries.

It was my first International Organization Development World Summit.

It was my first time here representing IODA Türkiye, a very new professional non-profit association aims to build a strong community for OD professionals. (International Organization Development Association Türkiye)

But this is not my first and last time; feeling all the support of my family, my colleagues, the greatest friends in the world and fellow Co-founders of IODA; @ozlenkrcl @bet_yuc @hamdiozgan @mrvcmci

I couldn’t find the right words to tell what is happening here and how it makes me feel, but at least I can thank for the wonderful support…

I am so eager to share each and every piece with IODA Türkiye Management Team, future members and anyone who is interested in this Summit.

Last but not the least; thank you Kalmár Péter and the Excom for all the inspiration…

Thank you Mark and Carla for all that great work together

A few more days and I know there will be a lot more… :)

Follow; IODA Türkiye on Instagram @iodaturkey

 

Join our Linkedin Group: https://www.linkedin.com/groups/8327246

Twitter @iodaturkiye

Facebook: https://www.facebook.com/IODA-T%C3%BCrkiye-Uluslararas%C4%B1-Organizasyonel-Geli%C5%9Fim-Platformu-346509475538351/timeline/?ref=ts

Follow the Summit on‪#‎odnioda15‬

:)

Future Shades of OD 

If someone says me that I will be presenting to OD professionals from companies like Starbucks, Nike and Walt Disney, I wouldn’t believe in that  :)
It was my first time facilitation in United States, a room full of 13 different countries. 
It was my first International Organization Development World Summit. 

It was my first time here representing IODA Türkiye, a very new professional non-profit association aims to build a strong community for OD professionals.

But this is not my first and last time; feeling all the support of my family, my colleagues, the greatest friends in the world and fellow Co-founders of IODA Türkiye.

I can’t find the right words to tell what is happening here and how it makes me feel, but at least I can thank for the wonderful support… 

I am so eager to share each and every piece with IODA Türkiye management team, future members and anyone who is interested in this Summit. 

Last but not the least; thank you Peter Kalmar and the Excom for all the inspiration… Thank you Mark and Carla for all that great work together 

3 more days and I know there will be a lot more… :) 

   
     
    
    
    
   

Organizasyonel Gelişim Dünya Zirvesi- Portland

OD World Summit 2015 için Portland, Oregon’dayım. Yazılabilecek çok şey var ama şu an için sadece geçtiğimiz 2 günde neler oldu, fotoğraflarla özetleyebildim :)

IODA- Uluslararası Organizasyonel Gelişim Platformu Türkiye, resmi olarak kuruluşunu gerçekleştirdi. 9 Ekim lansmanımızdan sonraki en büyük etkinliğimiz ise burası…

IODA Türkiye’yi hayal ettiğimiz günden bu yana neler oldu ayrıca yazacağım ancak şimdilik gündem Zirve!

Kısa bir süre sonra, blog üzerinden tüm hikayeyi, burada paylaşılanları ve IODA Türkiye’yi yazacağım.

O ana kadar, Portland’dan sevgiler :)

#odnioda15

D3D2D1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

12105877_10153483381974724_4611634703306206808_n 12108299_10153483382059724_5665795084013802842_n 12115944_10153483381939724_3795439575767390103_n 12143214_10153483381904724_5051445547769105694_n

An Kara

Dünya”nın daha fazla başarılı insana ihtiyacı yok. Dünya”nin baris yapıcılara, iyilestiricilere,  onarıcılara ve her varlık icin sevgi duyabilecek olanlara ihtiyacı var… 

Dalai Lama

  

 

O bir an için; Çanakkale Gelibolu Yarımaratonu 2015

Yazmak istedim ki, unutmayayım… Çünkü bu maratona, öyle bir coğrafya ev sahipliği yaptı ki, Hokkabaz filmindeki o sahneyi hatırlattı koştuğumuz yerler… “İşte buralar hep şehitlik”… Etin kemiğe, korkunun cesarete, umudun yok oluşa karıştığı, ateşkes anı geldiğinde birbirleriyle sigara ve konserve değiş tokuş eden”düşman” çocuklara mezar olmuş topraklar…Bin değil, 10.000 değil… 100 binler…

Tarihin seyrini değiştiren ve bu tarihi hala üzerinde sönmemiş kor gibi taşıyan bir coğrafya…

Anlamı büyüktü bu yüzden katılan herkes için. Anzak evlatları ile Mehmet’lerin çocuklarını biraraya getiren, barış için buluşturan, ter döktüren, tarihin sayfaları için belki hiçbirşey ifade etmeyen ama katılanların kişisel tarihlerinde güzel bir sayfa açan anlamı...

Yazmak istedim ki, benim için anlamını unutmayayım…

Yarı Maraton Başlangıç Noktası: 21 KM. 

Kalabalığız, heyecanlıyız. Otobüslerle vardığımız başlangıç noktasında hava henüz serin. Çantalarımızdaki gerekli malzemeleri alıp teslim alanına bırakıyoruz. İçimde sınav öncesi öğrenci heyecanı var. Birşey unuttum mu? Tamam mıyım? Hazır mıyım? Crew :) bana  bir gün önceden rotayı göstermişti. Zihnimde tekrar tekrar canlandırıyorum. Isınmaya başlayınca, düşünceler gidiyor. Koşucularla günaydınlaşıp, harekete başlıyoruz. Çok da vaktimiz yok. 20 dakika en fazla….

Start noktasında yerimizi aldığımızda, bir başlangıç müziği seçiyorum. Başlangıç önemli. Belirleyeceğim tempo da öyle. Hiç bir süre ya da pace hedefim yok. Tek hedefim hiç durmadan, hiç yürümeye geçmeden bitirmek.

Ve start. İlk 2 KM’yi keyifle koşuyorum. Güneş daha yakmıyor. Bedenim dinç. Etrafa bakıyorum çok. Yürür gibiyim ama koşuyorum.

2-5 KM arası ise tam zıttı çünkü bir nevi kabus. Farkındayım ki, inanılmaz yavaş gidiyorum, güneş yakmaya başladı ve yokuş muazzam. Önceki yarışlarda hiç bu kadar erken başlamamıştı “daha çok var!!!” düşüncesi. Bu sefer çok erken geldi ve buna hazırlıklı değilim. Sanki saatlerdir koşuyorum ama ilerleyemiyorum duygusu var o an içimde. Yanımdan insanlar geçiyor ve arkamı dönüp baktığımda neredeyse sonlarda olduğumu görüyorum. Yorgun, bitkin, tükenmiş, susamış v.s hiçbirşey değilim ama zihnimle savaşıyoruz. En sondayım, yavaş koşuyorum, daha çok var… Bitmeyecek…

Sonra birden Adım Adım grubundan genç bir kız yaklaşıyor yanıma, yanyana koşuyoruz bir süre, “iyi misin” diyor yokuşu koşarken… İyiyim derken gülümsüyorum. “Fake it, until you make it” İyiyim. Gayet iyiyim. 

5-8. KM’ler arası gel-git’lerle geçiyor. Kendimi oyalamayı başardığım anlarda, tadını ve keyfini çıkarabiliyorum ama takılırsam, o düşünceye kanca atarsam, çok zor devam etmek. Biliyorum. Çünkü hayatın kendisi gibi… Kendi kancalarını çıkarmayı bilmeli insan. Yeri geldiğinde, söküp atarcasına… İçimden dikkatini dağıt kızım diyorum sürekli. Varacağın noktayı bilmek, planlamak, bunu düşünmek önemli ama ya yol… O yolda yaşacakların… Yola var dikkatini. Geçecek…

Bunları düşünürken, içip attığımız suların şişelerini toplayan görevlileri görüyorum. Bizimle zıt istikamette, çöpleri poşetlere atarak çalışıyorlar. Bir Pazar günü, o sıcakta. Yanlarından geçerken, teşekkür ederiz diyorum. Emekleriniz için teşekkür ederiz… Öyle bir gülümsediler ki, inanamazsınız. Hiç beklemiyorlardı, belki daha önce duymamışlardı. Öyle gülümsediler…

Ne çok teşekkürü esirgiyoruz birbirimizden. Oysa ne kadar basit ve ne kadar heybetli bir şey o teşekkür…

İşte zihnim dağıldı! Güzel! Devam ediyorum…

8. KM’de köşeyi döndüğümde, denizi görüyorum. Bir an durmak istiyorum seyretmek için tepeden o görüntüyü ama duramam. Yine de koşarken izleyebilirim. Çok güzel ağaçlar var etrafta, yıllanmış kavaklar… İçine girip dolaşmak istediğim Anzac şehit mezarlıkları, durup yazılarını okumak istediğim anıtlar. Ama trekking gezisi değil ki durayım… Önlerinden geçerken hafif yavaşlayarak devam…

10 KM… Yarısı bitti!  Su istasyonundakiler, yarısı bitti diye bağırıyor. Duyanlar gülümsüyoruz. Yarısı bitti de, bir bu kadar daha var. İstasyonu geçtikten sonra bir grubu tavşan belirliyorum kendime. 4 kişiler. Bir süre arkalarından koşuyorum. Bir sonraki istasyona yaklaşırken, önümdeki 4 sayısı 3 e düşüyor. İstasyona vardığımda anlıyorum ki, içlerinden birini bırakmışlar, başı dönmüş, iyiymiş ama araç bekleyecekmiş.

O an şanslı hissediyorum. Birlikte koştuğum kimseyi bugüne kadar bir yerde bırakmadım, beni bırakan da olmadı. Araç beklenecekse de birlikte bekledik. Bugüne kadar beraber koştuklarıma, koşacaklarıma minnet duyuyorum.

10.KM’den sonra bir yokuş var. Tek yokuş ama yollara şenlik ya da bana öyle geliyor o an… Ciğerlerim yetmeyecek gibi, nabzım düşmeyecek gibi ve ben bitiremeyecek gibiyim. Yokuşun ortalarında sinekler bastırıyor. Çoklar ve yapışıyorlar. Onları kovmaya, nefesimi ayarlamaya ve yokuşu unutmaya çalışıyorum. İnsan zihniyle nasıl savaşırsa, öyle savaşıyorum. Savaşım bir araç kornasıyla bölünüyor. Maratonun birincisi geliyor çünkü arkamdan. Bir Kenyalı atlet. Yavaşça kenara çekilip yol veriyorum ama heyecan verici değil mi? Bende de bir alkış kıyamet bravo oluyor tabii kendisine. O hiç istifini bozmadan devam ediyor :) Yapmamalı mıydım acaba? Dikkatini mi böldüm diyorum içimden.. Böldüysem de kusura bakmasın artık. Her gün yanımızdan maraton birincisi geçmiyor…

Bu zihin dağıtma operasyonundan sonra iki yerleşim alanından geçiyoruz. Köylü teyzeler, amcalar, sandalyelerini atmışlar evlerinin önüne, bizi alkışlıyorlar. Onlarla selamlaşmak çok keyifli. Hadi diyorlar, az kaldı diyorlar, el sallıyorlar. Ah ne isterdim, birinin evine konuk olayım şimdi. Bir köpüklü ayran içeyim, bir kıymalı gözleme yiyeyim… Sedirin üzerine yatayım, teyzem bana hikayeler anlatsın…

Hadi, hadi diye dürtüyorum kendimi. Bu sırada peşime takılan köpekle köyleri bitiriyoruz. Hayvancağıza yesin diye jel verecek halim olmadığından, koşarken kafasını sevmekle yetinebiliyorum. O da zaten köyün sonuna geldiğimizde sıkılıyor benden…

13-18 KM arası, en sevdiğim haldeyim. En saf boşluk hali… Zihnim boş, bacaklarımı, kollarımı, ter ve sürtünmenin yarattığı tahrişleri, ne kadar kaldığını, ne hızla koştuğumu hiçbir şeyi düşünmüyorum. Mindfullness dedikleri bir hal var ya, öyle birşey galiba. Sanki beynimi açıp yerine hava koyup kapatmışlar… Dinlediğim müziği, geçtiğim yerleri, yanımdan geçenleri, yanından geçtiklerimi bilmiyorum, hatırlamıyorum, düşünmüyorum…

Koşmak, acayip bir meditasyon hali.  Sanırım bizi koşuya tutkuyla bağlayan ve bu anı yaşamamış kimseye anlatamayacağımız şey bu an… Belki insanlar 100 küsür kilometreleri bu an için koşuyorlar. Belki bu yüzden, sıcacık yataklarımızdan kalkıyoruz. Belki bu kısacık anı deneyimlemek için bunların hepsi…O an, o kadar evrenin içinde, o kadar evrenin parçası, o kadar nefesinle bütünsün ki, hem hiçbirşeysin, hem her şey… Ne kadar anlatabildim bilmiyorum, ama öyle bir an işte…

18’den, 21’e kadar daha farklı bir hal. Tükenmişlikle karışık bir dinginlik… En çok rüzgarı hissettim.. Ara ara yolda, tek başıma kaldığım oldu. Önümde arkamda kimsenin olmadığı anlar… O son birkaç kilometreyi “geride bırakmaya” ayırdım. Yani, gerçekten geride bırakmaya…  Öyle de oldu. Temizdi, ferahtı.

Son 1 KM. En sevdiğim… En sevilen… Bana zafer koktu, sevgi koktu, destek koktu, kardeş koktu, hayat koktu… 

Finish çizgisinden geçtiğim an, nasıl geçti dediler. Sadece sarılabildim…

Özgür, Göker… Hazırladığınız sürpriz, yiyeceğimden içeceğime düşünmeniz, Milli Koşucu olsa, ancak bu desteği alırdı. Arayan, soran, mesaj atan herkes; kocaman sarılır, öperim.

Yazdım ki unutmayayım…

Gözde- 4 Ekim 2015- Çanakkale

image1

Ve Tanrı iyi ki kadını yarattı

Ve Tanrı iyi ki kadını yarattı- MediaCat

Kadınlar ve erkekler genetik kodlarla, yaşamı algılayışları, nasıl yaşadıkları, değer yargıları, davranış ve iletişim şekilleriyle birbirinden belirgin ölçüde ayrılıyorlar. Bu ayrılık bir yerde onları birleştiriyor, birbirine doğru çekiyor ve insanlık alemine “romans”ı takdim ediyor.

Kadınlar diğerlerine odaklı, erkekler kendilerine odaklıdır

Kadınlar, insanlarla iletişim ve etkileşim içinde olmaktan güç alırlar. (Kız çocukları, erkek çocuklarından iki kat hızlı göz teması kurarlar) Kadınlar, daha çok “insanları”, erkekler ise daha çok “nesneleri” fark ederler. Kadınlar daha çok hayatlarından veya insanlardan, erkeklerse, kendi yaşamları dışındaki olaylardan söz ederler. Kadınlar için bireysel performans değil, takımların kimyası ve elektiriği başarıyı mümkün kılar.

Kadınlar için “grup ruhu” erkekler için “rekabet ruhu” önemlidir

Erkekler zayıflıklarını kamufle edip, bireysel başarıya odaklıyken; kadınlar birlikte “oynamayı” severler. Kadınlar için “etkileşim” önemlidir. Eğer birlikte oynadıkları oyuncuları severlerse, “hep beraber oynamak” için oynarlar. Kişisel performansı artırmak için “içsel olarak rekabetçi”lerdir. Ellerinden gelenin en iyisini yapmak için gayret ederler. Kadınlar için başarı, farklı yetenekteki insanların birleşmesiyle elde edilir. Bu birlikteliğe herkes elinden gelenin en fazlasını katarsa, gerçek mükemmellik ortaya çıkar.

Kadınlar “duyusal”, erkekler “matematiksel” algılarlar

Sadece mantıklarıyla değil; sezgileri ve hisleri ile hareket ederler. Kokulara, seslere ve renklere erkeklerden daha fazla duyarlıdırlar. Bu yüzden duygularını yalnızca daha fazla paylaşmaz, daha iyi ifade edebilirler. Kadınlar için bir olaya bakıp gerçeğin ne olduğunu anlamak değil, sezgilerini işin içine katıp, karşılarındakini anlamak önemlidir. Onlar için kurallar değil, koşullar önemlidir. Çünkü kurallar koşullara göre değişebilir.

Erkekler “üç boyutlu”, kadınlar “çok boyutlu” görürler

Erkekler dünyayı üç boyutlu görüp daha kolay odaklanabilirken, kadınlar çok boyutlu algılayıp detayları ve nüansları yakalar ama odaklanmakta zorluk yaşarlar. Kadınlar için “şeytan detaylarda gizlidir”. Ses tonu ve mimiklerdeki değişim en az sözcükler kadar çok şey anlatır. Sadece “bir şey” değil, “her şey” önemlidir. Onlar için konudan bağımsız her şey, bütünü anlamlı kılar.

Erkekler “çıkararak sadeleştirirler”, kadınlar “ekleyerek sentezlerler”

Kadınlar eksilterek değil, çoğaltarak mevcut algılamalarını sentezlerler ve bu sayede “bütün”e ulaşırlar ve bütünü “anlamlandırırlar”. Tüm bu çaba sadece zenginlik katmak için değildir. Aynı zamanda “gereklidir”. Olayların hangi bağlamda geliştiğini görebilmek, aradaki bağlantıları fark etmek, resmin bütününü anlamak için gereklidir. Bu, işleri zorlaştırır ama yaşamı da daha zengin ve anlamlı kılar.

Erkekler “satın alır”, kadınlar “alışveriş yapar”

Her şeyi sadeleştirerek algılayan erkekler önceden belirledikleri kriterlere tam uyan ilk seçeneği satın alma eğilimi gösterirler. Erkekler için somut ürün özellikleri ve nitelikleri önemlidir; bu yüzden erkek beyni “en iyi”, “birinci” vb. iletişim mesajlarına daha açıktır. Kadınlar içinse önemli olan sürecin kendisidir. Bu süreç yepyeni detayların öğrenildiği, yeni ilişiklerin kurulduğu benzersiz bir fırsattır. Kadınlar, olayları bir ilişki içinde algıladıkları için, referans veren “daha iyi”, “…tavsiye ediyor”, “…nin tercihi” gibi iletişim mesajlarına daha açıktırlar.

Erkekler alışverişte “çözüm” kadınlar ise “yanıt” ararlar

Erkekler “en doğru kriterler”, kadınlar “duruma uygun mükemmel kararlar” peşindedir. Bu yüzden erkeklerin alışveriş süreçleri net ve kısadır. Kadınlar ise, “duruma uygun mükemmel yanıtı” bulana kadar ararlar. Sürecin bütününde, yeni topladıkları verilerle kararlarını ve yanıtlarını yeniden gözden geçirirler. Özellikle “yanıtını aradıkları soru” onlar için ne kadar önemliyse, alışverişin süreci ve çeşitliliği daha da artar. Aynı davete katılacak bir erkek ve kadının alışverişi şu şekilde farklılaşabilir:

Erkek: Şirketin resmi yöneticiler toplantısı. Takım elbise giymek gerek. Takım elbisenin içine giyecek düz beyaz bir gömleğe ihtiyacım var. (Kriterlere uygun düz beyaz gömlek satın alındığında alışveriş biter)

Kadın: Eşimin yöneticileri ve iş arkadaşlarıyla ilk kez karşılaşacağım resmî bir davet. Orada, müdür olmayı hak eden bir adamın eşini en iyi şekilde temsil etmem gerek. Dikkat çekecek kadar alımlı ama göze batmayacak şekilde ağır başlı görünmeliyim. (Alımlı ve ağırbaşlı olmayı sağlayacak şeyin ne olacağını düşünür. Ayakkabı mı, yoksa elbise mi, yoksa saçlarının şekli mi, takıları veya makyajı mı? Bunların her birinde nasıl seçenekleri olduğuna bakar. Diğer kadınlarla konuşur, internette araştırır, en iyi arkadaşını yanına alır ve alışverişe gider, girdiği mağazalardaki satış görevlilerine danışır. Tüm parçaları tam istediği gibi birleştirebildiği ve kafasında yaratmak istediği etkiyi sağlayacak yanıtı bulana kadar süreç devam eder) Evet, kadınlar erkeklerden farklıdır. Belki kadınların alışveriş süreçleri birçok zaman çizgisel olarak takip edilmesi zor, girift bir yapıdadır. Ancak şu açık ki, kadınlar kendi beyinlerini, ruhlarını ve duygularını anlamak konusundaki samimi çabaya değer verirler. Çünkü bu çaba onlara kendilerini değerli hissettirir.

Soruyorum: Kadın dünyasının gizemini çözmüş bir markayı kim tutabilir ki?

#kiyiyavuraninsanlik

%d blogcu bunu beğendi: